01.02.2018

Karakter Mutfağı: Johnny

Dünya tarafından saldırıya uğramış öfkeli ve idealist bir avare

Kuşkusuz Naked sinema tarihindeki önemli yapıtlardan biri. Yönetmen Mike Leigh’in karakter yaratmadaki ustalığını konuşturduğu kara mizah türündeki bu film hayata dair bir sorgulama niteliğindeyken yer yer yine hayatla alay edip onu hafife alıyor. Öykü, İngiltere’nin kasvetli ve gri bulutlu havasını taklit etmeye çalışırcasına yaratılmış kapkara bir atmosferin içinde pek de (u)mutlu sayılamayacak insanların hayatlarına ana karakter Johnny üzerinden bir bakış sunuyor.

Johnny, bir çanta dolusu kitapla Manchester’dan kalkıp Londra’da, eski sevgilisi Louis’in yanında alır soluğu ve tek yaptığı onun “düzenli yaşamıyla” alay etmektir. Bir işi olmasını, odasını ve odasındaki tek kişilik yatağını küçümser Louis’nin. Ona göre kendisi hiçbirine sahip değildir ve bu onu “özgür” kılar. Zorunlulukları olmayan, dayatmalara katlanamayan bir profil çizer izleyici için. Mike Leigh bir röportajında Johnny’i “dünya tarafından saldırıya uğramış öfkeli ve idealist bir avare” olarak tanımlar. Gerçekten de film boyunca onun, bulduğu her insana bitmek bilmez demeçler vererek öfkesini kusmasını izleriz.

Sessizliğe asla katlanamaz, bu yüzden de hep ama hep konuşur. Uzun, ateşli ve olabildiğince hızlı nutuklar atar; bir diyalog kurmaktan çok monologlarını dinletir karşısındakine ve bize, fakat asla kurduğu tüm o filozofvari cümlelerin arasına dalıp söylediklerini sindirebilmek ve kendi fikrini oluşturabilmek fırsatı tanımaz. Çarpıcı düşüncelerini gelişine akıtırken karşısındakini ne kadar şaşırttığı umurunda bile değildir onun. İçindeki zehri bencilce denebilecek bir küstahlıkta boşalttıktan sonra karşısındakinin tepkisini küçümseyerek yoluna devam eder.

Hiç yalnız kalmadığını görürüz; hep arar, hep bir av bulur kendine. Böylece soğuk Londra sokaklarında yersiz yurtsuz dolaşırken başka insanların hayatlarına misafir olur ya da başka insanları kendi hayatına misafir eder. Elinde kitabıyla kurulduğu bir merdiven tepesinde, bir kapı önünde ya da bir sokak köşesinde gelip geçenler arasından sataşmaya en müsait olanlarını seçerek kendini onların hikayelerine katar. Üstüne vazife olmayan pek çok şeye burnunu sokup tıpkı huysuz ve yaşlı amcalar gibi nasıl davranıp düşünmeleri gerektiğini söyler karşısındakilere.

Sevimsiz Fakat Hayır Denilemeyen bir Bilge

Kitap okuyor olmasından anladığımız gibi aslında aydın bir kişiliktir Johnny. Bilgi ve fikir sahibidir, söylediği her cümleye bu bilgi kırıntılarını serpiştirir, yani onun boş konuştuğunu neredeyse hiç görmeyiz. Johnny’e göre, bu bilgelik ona ukalalık etmek hakkını verir, dolayısıyla muhatabına ne kadar az şey bildiğini ya da hiçbir şeyden haberi olmayan bir ahmak olduğunu hissettirmekten asla çekinmez. Buna rağmen, karşısına baş edemediği/anlamlandıramadığı şeyler çıkar ve hırçınlaştırır onu. Filmin bir yerinde de söylediği gibi “Bu dünyada kaç tane kitap okumuş olursan ol asla, asla, asla ama asla anlayamayacağın şeyler vardır!”

Leigh, bir yandan da filmde “kabul edilemez erkek davranışını” gözler önüne sermeyi amaçlar. Bu yüzden Johnny’i kadınlara korkunç şekilde davranırken görürüz. Zaten filmin açılış sahnesinden hatırlayacağınız üzere, Johnny bir kadına tecavüz etmesinin sonucunda Manchester’dan ayrılmak zorunda kalmıştı. Karşı cinsle daha sonraki münasabetlerinde de pek sevecen davrandığını söyleyemeyiz doğrusu. Annesine benzediği için evine kadar girip reddettiği kadın, kılığıyla alay etmesine rağmen onu evine alan garson kız ya da en basitinden Sophie’ye karşı takındığı tavır onun bir feminist olmadığını yeterince açıklıyor.

Yer yer daracık alanlara sıkışmış toplu histerik krizlere şahit oluruz, iç bunaltıcı hale gelen bu sahnelerde belki de yapılmak istenen aynı sinir yıpranmalarını izleyiciye de yaşatmaktır. Bu krizlerin nedeni, veya kaynağı da diyebiliriz, çoğunlukla Johnny’dir. Onun varlığı kimseyi daha mutlu kılmamış aksine sorunlara sebep olmuştur. Louis ile yaşadıkları birkaç içten anı saymazsak, eski sevgilisi bile onun gelişine tam sevinememiştir. Yine de sebebini bilmediğimiz bir çekiciliği vardır Johnny’nin, insanlar ondan kaçmak istedikleri kadar ona yakın durmak da isterler. Hayır denmesi zor bir karakter çizer Thewlis bize.

Böyle bir karakteri canlandırmak elbette her yiğidin harcı değil. David Thewlis gibi bir oyuncunun ortaya koyduğu performans ve yönetmen Mike Leigh’in oluşturmaya çalıştığı kişilik kuşkusuz tam olarak örtüşmüş ve filmin başkahramanına hayat vermiş diyebiliriz. Zaten bu yapım, 1993 yılında Cannes Film Festivali’nden En İyi Yönetmen ve En İyi Erkek Oyuncu büyük ödülleriyle dönerek kalitesini tescillemişti.