16.03.2021

La Belle Epoque: Kırılmış Zamanın Başlangıcı

Hayatta geçmişe dönme şansına sahip olsaydınız ne zamana dönerdiniz? Geçmişte kalan tatlı hatıralarla birlikte bu hatıralardan tekrar yaşamak istediklerimiz, bazı hatıraları değiştirebilseydik dediklerimiz, bütün bunlar sadece bir adım uzaklıkta olsaydı ne yapardınız? Ya da soruyu daha da basitleştireyim, zamanda geriye gitmek ister miydiniz? Tabii bu gerçekten zamanda geriye gitmek değil, sanal bir yolculuktan bahsediyorum. “La Belle Epoque” filminde işte bu sorularla karşı karşıya kalan bir adamın hikayesini izliyoruz. Victor altmışlı yaşlarında evliliği sallantıda olan bir adamdır. Karısıyla ettikleri son kavgasında evden ayrılan Victor’a ilginç bir teklif gelir. Ona hayatının bir dönemine geri dönme fırsatı sunulur. O da hayatının en güzel dönemine, bundan kırk yıl öncesine hayatının aşkıyla tanıştığı güne dönmek ister.

Başlangıçlarda Yaşamak

Film seyirci için asıl bundan sonra başlar. Bir girişimci olan Antoine’in bu dahiyane projesinin ince ince işlendiği o Victor’un dönmek istediği kırk yıl önceki dönemin atmosferine gireriz. Antoine hünerlerini göstererek Victor’a o günü neredeyse aynı şekilde yaşatır yaşatmasına ancak o günün tadını bir kere alan Victor o atmosferden ayrılmak istemez. O atmosfer ona o kadar tatlı gelir ki, Victor her şeyi unutur sadece o ana odaklanır. Bir türlü çık(a)maz. Şimdiki zamana sıkışmak ister. Ne geçmiş ne de gelecek artık onun umrundadır. Victor bir nevi zamanı kırar. Kırdığı zamanın başlangıcına sıkışıp orada kalma tahayyülünden bir türlü ayrıl(a)maz. Antoine’in yarattığı o “sanal gerçeklik”te birkaç gün daha geçiren Victor’un yanılsaması işleri kontrolden çıkarır. Victor, hayatının aşkını oynayan aktriste saplanır kalır. Antoine çözüm olarak o kadını değiştirse de Victor o aktrisi bulmaya niyetlidir. Bulur ve bulduktan sonra gerçekle yüzleşir. Bu gerçek kendi kırık zamanını oluşturan “başlangıçlarda yaşama” yanılsaması gerçeğidir.

“Kırık zaman”da zaman mefhumları birbiri içine girer. Gelecek ve geçmiş zaman hatta şimdiki zaman bile tam belli değildir. Zamanın varlığı yoktur çünkü gelecek henüz gelmemiştir, geçmişin artık varlığı kalmamıştır ve şimdiki zaman da ortalıkta değildir. Aslında kırık zamanın şimdiki zamanını şöyle tanımlayabiliriz: Böyle bir şimdiki zaman daha önce reddedilen öğelerden hiçbiri değildir. Ne geçmiştir ne gelecektir ne noktasal şimdiki zamandır ne de şimdiki zamanın geçişidir. Victor’un o hapsoluşunu görünce akıllara şu soru da takılır: “Geçmiş, geçmiş olunca mı yoksa hala şimdiki zamanken mi uzun zaman olmuştur?” Bu belirsizlik kırık zamanın en büyük özelliğidir. Bu da bizi başlangıç paradoksuna götürür. Eğer geçmiş artık yoksa gelecek henüz olmamışsa şimdi de “şimdi” değilse bu durumda zaman nasıl var olabilir ki? Olmayan bir şeyi nasıl ölçebiliriz? Victor’un yaşadığı da budur aslında, olmayan bir şeyin içine girmiştir ve kaybolmuştur.

Bu kayboluştan kurtulmak için Victor bu sefer kırık zamanın kendisini kırmak durumundadır. Burada ise Antoine’in hüneri devreye girer. Onun hazırladığı oyun neticesinde Margot’la yaptığı konuşma Victor’u yeniden “gerçek” hayata döndüren şey olur. O yaşadığı “sanal gerçeklik” artık bitmiştir. Her ne kadar Victor onun sonsuza kadar süreceğini düşünmüş olsa da. Geçmişin ve geleceğin bir biçimde var olmaya hakkı olduğunu ne adına söyleyebiliriz? Onlar hakkında söylediklerimiz ve yaptıklarımız adına. Kırık zaman kırıldığına göre artık zamanı ölçebiliriz. Ölçtüğümüz şey ileride bekleyiş olarak kavrayacağımız gelecek, anımsayış olarak kavrayacağımız ise geçmiştir.

Geçmiş Yanılsaması

Peki anımsayış ne demektir? Anımsamak geçmişin bir imgesine sahip olma, onu var eden bir mefhumdur. Bu anımsayışlarda geçmişi değiştiremeyiz. İnsanları tam olarak kalmasını istediğimiz gibi yeniden yaratamayız, her şey istediğimiz gibi olmayabilir. Hayal kırıklığına uğramayı, eleştirilmeyi, yeniliklere açık olmayı kabullenmeliyiz. Aksi halde sadece “başlangıçlarda” yaşarız. Aynı Victor’un kısa bir zaman diliminde yaşadığı gibi. Şöyle de düşünebiliriz, aynı kitabı tekrar okuduğumuzda ilkindeki tadı alabilir miyiz? Ya da yaşadığımız bir anı tekrar yaşadığımızda ilkindeki gibi hissedebilir miyiz? Bunlara, bu “aynılıklara” saplanıp kalmak bizi ileriye götürmez ki Victor’u da götürmedi. Her şey zamanında yaşanıp öyle kalmalı. Tekrarlar bize bir geçmiş yanılsamasından başka bir şey sun(a)maz.

Karakter Mutfağı

Filmde herkes bir şeylere saplanıp kalmış durumda. Victor geçmişe ve ona yaratılan o sanal gerçekliğe takılı kalmış durumda. Victor’un karısı ise geçmişi unutup şimdiye saplanmış. Margot ise sahtelikten ve geçmişte olmaktan sıkılmış, bir gelecek tahayyül eden bir konumda. Antoine ise kurduğu sanal dünyaları yönetmekle meşgul olup şimdiyi kaçırmakta. Filmin sonuna doğru ise karakterler bütün bunları aşıyor. Victor hapsolduğu kırık zamandan çıkıyor, karısı ise geçmişi hatırlıyor. Antoine ise Margot’la bir gelecek kurmak istediğini anımsıyor. Karakterlerimiz geçmişi, şimdiyi ve geleceği aynı anda kucaklamasını öğreniyorlar. Filmin bize anlatmak istediği asıl mesele de bu aslında.

“La Belle Epoque” bize zamanın hallerini -en çok da kırık zamanı- incelikle örülmüş senaryosuyla sunan nefis bir iş olarak yerini sinema dünyasında alacaktır. Sinematografisi, özgün senaryosu, müzik seçimleri, mekanları dört dörtlük denirse sanırım kimse itiraz etmeyecektir. Nicolas Bedos‘un yönetmenlik koltuğunda oturduğu ikinci filmi olmasına rağmen başarılı bir eser ortaya çıkarması onun ilerideki işlerini de merakla beklememizi sağlıyor. Aldığı Cesar En İyi Özgün Senaryo Ödülü de bu başarının taçlanmış halini bize sunmaktadır.