28.05.2016

Oculus: Gerçek Göz Önünde

oculus

Tolga DEMİR

Geçtiğimiz yıl Toronto Film Festivali’nde izleyici karşısına çıkan ve oldukça iyi yorumlar alan Oculus (Göz) bu hafta vizyona giriyor. Yönetmen koltuğunda Mike Flanagan’ın oturduğu Göz, bu haftanın tercih edilesi filmlerinden bir tanesi.

Korku sinemasında artık Hellraiser ya da A Nightmare on Elm Street gibi baş karakteri kötü adam olan filmler geride kaldı gibi duruyor. Bununla beraber, yeni dönem korku filmlerinin, özünden çok uzaklaşmadan yeni arayışlar içine girmeleri çok yeni bir durum değil. Bu arayışlar bazen çok kötü sonuçlanabilirken, bazen de kült olabilecek yapımların ortaya çıkmasına yol açıyor. Bu bağlamda Göz, bu sıkalanın ortalarında bir yerde bulunurak kendi içinde çelişkiye düşmeden, farklı bir deneyim sunuyor.

Filmin konusundan kısaca bahsedersem, filmin kardeş olan Kaylie Russell (Karen Gillan) ve Tim Russell’ın (Brendon Thwaites) doğaüstü bir güç tarafından işlendiğine inandıkları cinayetleri ispat etmeye çalışmalarını anlattığını söyleyebilirim. Cinayetten suçlanan Tim’i aklamaya çalışan Russell kardeşler, gerçeği ortaya çıkarma peşindedirler. Film, kendi içinde yarattığı zamansal ve nedensel katmanları, flashbackler ve kamera kullanımıyla destekleyerek bu hikayeyi ön plana çıkarmayı amaçlıyor.

İlk olarak, Göz çok güzel bir açılış sahnesiyle başlıyor. Anlaşılan yönetmen Mike Flanagan, hiç vakit kaybetmeden seyircinin ilgisini eline geçirmek istemiş. Bu başarılı girişin ardından anlatımını biraz ağırlaştırarak bu ilgiyi bütün film boyunca korumayı amaçlamış. Bunda, büyük çoğunlukla, başarılı olduğunu da söyleyebilirim. Özellikle hikaye ilerledikçe gerilimi ayarında tutabiliyor ve filmin sonunu da aynı başarıyla hazırlıyor. Göz’ün hikayesi geçmişe dayalı olduğundan anlatımın vazgeçilmez ögelerinden birisi kuşkusuz flashbackler. Geçmişe dönüşler yaparak hikayenin zemini sağlamlaştırıyor. Flashbacklere geçişi oldukça başarılı bir kurguyla gerçekleştiriyor.

Hiç şüphesiz filmin en başarılı yönlerinden birisi kurgusu. Parçaları bir araya getirirken, asıl konudan uzaklaşmayarak bütünlüğünü koruyabilmesi filmin artısı. Bununla beraber kardeşler arasındaki ilişkiyi olması gerekenden daha yüzeysel tutarak biraz sekteye uğruyor. Filmin merkezinde yer alan iki kardeşin arasındaki diyaloglar bazı yerlerde çok sığ ve havada kalıyor. Dolayısıyla, aralarında düzgün bir bağ olamayan bu kardeşlerin duygu yükleri de bu durumla paralel olarak düşük oluyor.

Göz, genellikle televizyondan tanıdığımız Karen Gillan ile kariyerinin henüz başında gerçekten çok güzel tercihlerle kamera karşısına çıkan Brendon Thwaites’I başrolde buluşturuyor. Filmin tamamen bu iki oyuncunun karakterlerini merkeze alarak kurgulandığını düşünürsek, ikilinin genel çerçevede iyi bir çift olduğunu söylemek mümkün ama bu uyumu yakalamakta biraz gecikiyorlar. Bu gecikme filmin devamlılığı açısından yer yer sorun yaratıyor ama bir şekilde devam etmesine tümüyle engel olmuyor. Karen Gillan’ın, Brendon Thwaites’e oranla daha hakim bir oyunculuk sergilemesi onu bir adım önde görmemize sebep oluyor.

Bazı engellere takılsa da, kurgusunun başarısıyla ritmini çok kaybetmeden kendine iyi bir son hazırlayan Göz, aldığı olumlu eleştirileri sonuna kadar hak ediyor diyebilirim. Bu hafta korku ve gerilim filmlerince zengin bir vizyon takvimi olduğunu da düşünürsek Göz, tercih edilebilir iyi bir alternatif.