06.05.2016

SİNEFİL GÜNLÜĞÜ: Life as a Fatal Sexually Transmitted Disease (2000)

Polonya Sineması’nın büyük ustalarından Krzysztof Zanussi’nin bu olgunluk dönemi filmi ‘Hayat Cinsel Yolla Bulaşan Ölümcül bir Hastalıktır’ (orijinal adıyla: Zycie Jako Smiertelna Choroba Przenoszona Droga Plciowa) , yine bilindik tarzında, psikolojik, felsefi, muhalif ve eleştirel bir yapım. 

Iluminacja (1973) ile tüm dünyada sinefillerce tanınan yönetmenin, yaşamla ilgili sorunları olduğu – filmin adından da anlaşılacağı üzere – besbelli. Varoluşçuluğun temel sorunlarını merkezine alan yönetmen; Kierkegaard’dan Çehov’a, Schopenhauer’den Augustinus’a varan geniş bir yelpazede, varlığını sorgulamasına yardımcı oluyor baş karakterin. 

Geri plandaysa, iktisadi ve ruhsal olarak çökmüş bir Polonya resmedilmiş. Öyle ki, mevcut sağlık sisteminde bir doktor dahi insani koşullarda sağlık hizmeti alamaz durumda.SİNEFİL GÜNLÜĞÜ

Film, ikinci kez at hırsızlığı yaparken yakalanıp idam edilmek üzereyken, Claırvaux’lu Aziz Bernard tarafından manastıra götürülüp idama hazır hale getirilen bir adamın öyküsünü anlatan, bir başka filmin çekim sahneleriyle açılır. Sette figüran olarak bir tıp öğrencisi vardır. Doktor Berg’e gelip birkaç soru sormak ister bu genç. Tıp okuduğunu ve ikinci sınıfta olduğunu; ama hassas yapısından dolayı öğrenimine artık devam edemeyeceğini düşündüğünü söyler ve Dr. Berg’e şu soruyu sorar: “Öğrenci olduğunuz dönemde, her gün ölümle yüzleşmek, sizi rahatsız etmez miydi?”

Dr. Berg, hayatını etrafına kayıtsız olarak, genelde bir nefretle yaşamış, arkadaşı olmayan, yine hayatını cehenneme çevirdiği eşinden de boşanmış ve yapayalnız bir karakterdir. Ama ölümle yüzleşmesi gereken bu sefer kendisi olacaktır. Ve yaptırdığı bir dizi test sonucu, akciğer kanseri olduğunu öğrenir Dr. Berg. En başta çözüm için bazı yollar aramayı dener, ameliyat için 15.000$ lazımdır; ama kendisinde bu bile yoktur. (Polonya’nın eski düzeninin etkileri hâlâ hissedilmektedir.) Berg, hali vakti yerinde eski karısına gitmeyi düşünür, kapıyı karısından oldukça genç sevgilisi açar ve onun Londra’da olduğunu söyler. Karısı da para isteyeceğini düşündüğünden, pek iyi konuşmaz telefonda kendisiyle.

Berg’in hayatı, freni boşalmış bir kamyon gibi hızla yokuş aşağı giderken, artık inançlarını ve yaşadığı boş hayatı sorgulamak için kısa bir süresi olduğu bellidir. Berg, ölümcül hastalarından birinin annesinin “daha fazla acı çekmeye başlayınca ya ağrı kesici vermezlerse?” şeklindeki korkularını, zor günler için sakladığı ağır ilaçlardan vererek dindirir. Onlara, çıkış yolunu açacak kadar mantıklı düşünmeye başlamıştır başına gelenlerden sonra. İlaçları alan anne, ölümcül dozu oğluna ve kendine enjekte edip oğluyla birlikte intihar eder. Hipokrat yeminine aykırı hareketinin bedeliniyse, istifaya zorlanarak ödeyecektir Berg; ama artık ne önemi vardır ki? Ve vicdanen de son derece rahattır, çünkü yaptığında yanlış bir şey olduğunu düşünmüyordur.

Eşiyle buluştuğu kafede hastalığını ona şöyle tarif eder: “Doğduğumuzdan itibaren çürümeye başlarız, benimki artık hızlanmaya karar verdi.” Berg, artık varlığını da bir lanet olarak görmeye başlar, başına gelenlerden dolayı Tanrı’ya isyan eder, kiliseye gidip bir rahiple inanç üzerine tartışır ve inançlarını sorgular.

“Peder: İnsan, dünyayı kurtarmak için de acı çekebilir.

Berg: Gerçekten bu dünyanın, kurtarılmaya değer olduğunu mu düşünüyorsunuz?”

Berg, artık ameliyat parasını bulmuştur; ama kanser de, müdahale edilemeyecek seviyeye gelmiştir. Geriye sadece kendisiyle gireceği bir iç hesaplaşma kalacaktır…

İçeriği bakımından, Louis Malle’un Pierre Drieu La Rochelle’nin romanından uyarladığı başyapıtı Le Feu Follet (1963) ve yine aynı romandan Joachim Trier’in uyarladığı Oslo, 31. August (2011) filmlerine benzer Zanussi’nin bu yapıtı. Yine ünlü yazar Irvin Yalom’un ölümcül bir kansere yakalanmış psikoterapist Julius’un varoluşçu hikayesini anlattığı ve bu filme adını veren aforizmaya en yakın duran isim, gelmiş geçmiş en büyük ve karamsar filozoflardan A. Schopenhauer’e bir saygı duruşu olan ‘The Schopenhauer Cure’ (Bugünü Yaşama Arzusu – Schopenhauer Tedavisi) adlı kitabıyla da benzeşen yönleri bulunmaktadır filmin.

Hayatının son dönemindeki yalnız bir adama dair, bitik bir ülkede varoluşunu sorgulaması ve değerleriyle hesaplaşması üzerine, Zanussi sinemasını takip edenlerin ve sinefillerin keşfetmesi gereken, çarpıcı bir film.