31.05.2017

SİNEFİL GÜNLÜĞÜ: Onna No Mizûmi (1966)

Filmin uyarlandığı kitabın yazarı, Japon Edebiyatı’nın en önemli isimlerinden Yasunari Kawabata, 1899’da Osaka’da başlayan yaşamında, kendisi iki yaşındayken babasının ölümü ve annesinin kendisini terk etmesiyle daha bebekken hayatın acılarıyla tanışır. Büyükannesi ve büyükbabasının yanına verilen Kawabata on beş yaşına geldiğinde büyükannesi ve büyükbabasını da kaybeder. Hayatı boyunca sadece bir kere gördüğü kızkardeşini de, başka akrabaları büyütmektedir. 1968’de kazandığı nobel ödülü, bir Japon yazara verilen ilk nobel olması sebebiyle özeldir. Bazıları dilimize de çevrilen 10 romanı bulunan Kawabata,  yakın arkadaşı, Japon ve Dünya Edebiyatı’nın yine en önemli yazarlarından Yukio Mişima’nın 1970’teki intiharının ardından, kendisi de 1972’de evinde, hava gazını açarak intihar etmiştir.

Hayatı uzaktan seyreden, asosyal, zayıf ve ürkek bir karakteri anlatan ‘Göl’ adlı romanı, yazarın olgunluk döneminin en önemli eserlerindendir. Roman, 1993 yılında ülkemizde de yayımlanmıştır. Hiçbir yere ait olmadığını düşünen Gimpei, sadece hayatı değil, kadınları da izlemekte, zaman zaman röntgencilik bile yapmaktadır. Kawabata’yı da ruhsal olarak oldukça etkilemiş savaşın yıkıcılığının gölgesindeki Japonya’da,  yalnızlığın tükettiği ve varoluşun acılarıyla dolu bir adamdır Gimpei.

Japon Yeni Dalga’sının en önemli yönetmenlerinden Kiju Yoshida’nın, Kawabata’nın Göl (Mizuumi) romanı’ndan serbest bir uyarlamasıdır Onna no mizuumi (Göldeki Kadın) Film, olayları daha çok ‘Miyako’ cephesinden anlatır.

Filmde, Japonya’nın büyük şirketlerinden birinin üst düzey yöneticisi olan kocası ve ortaokul çağındaki oğluyla, mutsuz bir evliliği sürdürmeye çalışan Miyako’yu görürüz ön planda. Kocasının başarılı kariyeri ve varlığı, kendisine sunduğu materyallerle dolu rahat hayat, Miyako’yu tatmin etmemektedir. Bir mimar olan Kitano’yla yasadığı tek gecelik yasak ilişki, dev bir karabasana dönüşecektir. Kitano’nun hatıra olarak ısrarla istediği ve sonunda ikna ederek çektiği birkaç çıplak fotoğrafın negatifi, sokakta kendisini takip eden gizemli bir adam (Gimpei) tarafından çalınır.

Miyako, yasak ilişkisinin ortaya çıkması, burjuva hayatının sona ermesi, evliliğini kaybetmesi ve toplum tarafından lanetlenmesi gibi risklerle karşı karşıya kalır. Şantaj yapma amacıyla kendisini arayan Gimpei’nin isteğiyle, şehirden ayrılır; ama yasak aşkı Kitano da peşinden gelecektir. Mevkii sahibi, varlıklı kocasında ve mimar olan; ama kendisinden çok daha genç bir kızla evlilik planları yapan ve kendisini aldatan yasak aşkı Kitano’da aradığını bulamayan Miyako, Gimpei’nin para değil, kendisinin aşkını istemesi üzerine acaba sapkın bir adamın hastalıklı aşkıyla istediği mutluluğa ulaşabilecek midir?

Ne istediğini bilmeyen; bir anne, bir eş, bir sevgili olamayan, sürekli hata yapan ve yaptığı hataları başka hatalarla örtmeye çalışan, ihanet eden ve çoğunlukla da ihanete uğrayan bir kadının iç dünyasını irdeleriz, filmde.

Miyako, fotoğrafları ve negatiflere alsa da, hayatı rayına oturacak mıdır? Kanıtları yok etse de, kendi vicdanından kaçabilecek midir? Ne istediğini bilmediği bu hayatta, karşısına çıkan herkesten sadece sapkınlık ve ihanet mi görecektir? Yoksa kendisini sadece, çıkarları için kullananların geçici oyuncağı mı olacaktır? 

Kadının, karşı cins tarafından sadece bir arzu nesnesi ve cinsel obje olarak görülmesi, kendisinin de bunun gölgesinde kalarak, çaresizce bir limandan diğerine savrulup, ‘doğruyu’ araması, üzerine düşüncelere dalarız film boyunca, ahlaki olarak yozlaşmış tüm karakterlerin eşliğinde… 

Japon Edebiyatı’nın en önemli yazarlarından birinin olgunluk dönemi eserinin, geniş kitlelere yayılmayı başaran Hiroshi Teshigahara’nın Kôbô Abe uyarlamalarına göre daha az bilinen, sinefillerin ilgisini çekecek uyarlamalarından biridir Göl’deki Kadın.