15.08.2017

Yavaşça Bavullarını Topla, İran’a Gidiyoruz

2016 İran Sinemasından Üç Örnek

Gülru Pekdemir

İran’da 1979 yılında gerçekleşen İslami Devrim’in ardından getirilen yasakların ve değişimlerin sanatı da vurması bekleniyordu haliyle. Ancak, dünya tarihinin en kadim kültürlerinden biri olan Persler için durum pek de öyle olmadı.

Sanatın direnmek, başkaldırmak olduğunu, sanatın her türüyle göstermeye devam etti İranlı sanatçılar. Rejim değişikliğinden önce itibarını kaybetmeye başlayan sinema ise, önceleri Humeyni tarafından islamlaştırılmaya çalışılsa da, filmciler tarafından reddedildi. Sanatlarını geliştirmek ve özgürleştirmek için her türlü yıldırma politikasını ve cezayı göze aldılar. Amir Naderi, Abbas Kiarostami, Jafar Panahi, Majid Majidi, Mohsen Makhmalbaf, Samira Makhmalbaf, Asghar Farhadi gibi birbirinden şahane isimler, yaptıkları etkileyici işlerle, 1979 sonrası İran Sinemasına yön verdi.

2016 senesi biterken, o hayranı olduğum İran Sineması’ndan, bu yılın mahsulü, en etkileyen ilk 3’ümü paylaşmak istedim.

Forushande (Satıcı/ The Salesman)

Cannes Film Festivali’nde En İyi Senaryo ödülünü alan filmin yönetmeni muhteşem insan Ashgar Farhadi. Evlerini değiştirmek zorunda kalan genç bir çiftin, yeni evleriyle birlikte radikal bir şekilde değişen ve hatta alt üst olan hayatlarını konu eden oldukça güçlü ve etkileyici filmin oyuncuları ise, Farhadi’nin 2011 yapımı Bir Ayrılık filminden de hatırlayacağınız Shahab Hoseini ve yine aynı filmden ve Elly Hakkında’dan tanıyor olabileceğiniz Taranah Alidoosti. Filmin ismi ise ünlü Amerikalı yazar Arthur Miller’ın Bir Satıcının Ölümü adlı oyunundan geliyor. Şahane bir senaryoya sahip filmin senaryosu ise tabi ki yine muazzam Ashgar Farhadi Bey’e ait.

Lantouri

Dünya prömiyerini bu yıl Berlin Film Festivali’nde yapan filmin yönetmeni, Reza Dormishian. Çok iyi işler yapacağına inanılan beyefendi, bize hiç de yabancı bir isim değil. İranlı iki genç mültecinin sevgi ve nefret dolu arkadaşlık ilişkisini anlattığı ilk filmi Nefret’i (Boghz/ Hatred) 2012 yılında İstanbul’da çekti. Gazeteci ve aktivist Maryam ( Maryam Palizban) ve kendinden “yaşça küçük” ve “statü olarak “aşağıda” olan Pasha’nın ( Navid Mohammedzadeh) içinde kezzap ve göze göz – dişe diş güdüsü bulunduran ilişkisini anlatan film, islam kanunlarının hüküm sürdüğü İran’da yaşanan kadın ve insan hakları ihlallerini ve adaletin çarpık yıkımını etkileyici bir dille gözler önüne seriyor.

Ejdeha Vared Mishevad (Bir Ejderha Uyanıyor / A Dragon Arrives)

İran sinema sektörünün en bilindik isimlerinden biri olan öykücü, şair, çevirmen ve sinema insanı Ibrahim Golestan‘ın torunu olan Mani Haghighi‘nin yönettiği Bir Ejderha Uyanıyor, bu yıl Altın Ayı için yarışan filmlerdendi. Çağdaş İran Sineması’nın muhteşem örneklerinden biri olan film, 1965 yılı İran’ında gerçekleşen bir suikast, bir intihar ve bir mezarlığın önüne gelen turuncu renkli bir Chevrolet Impala içeren “tuhaflığında gizli karizmatikliğiyle kendine aşık eden” bir hikaye. İzlemediyseniz, muhakak izleyin. Gözleriniz tatminden kamaşacak…

Bonus: Ibrahim Golestan, İran’ın kederli şairi, şiirin en kadın, kadim ve isyankar sesi Füruğ Ferruhzad’a şu satırları yazdıran kişidir;

“…tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir
seni kendinde tekrarlayarak
çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek
ben bu ayette seni ah çektim, ah
ben bu ayette seni
ağaca suya ve ateşe aşıladım…”

Yeniden Doğuş, 1964, İbrahim Golestan’a…*
Çeviren: Haşim Hüsrevşahi