23.11.2016

Benim Öğretmenim

Onur KIRŞAVOĞLU

Mark Thackeray / To Sir, with Love

Kendi alanında iş bulamayan bir mühendis, öğretmen olmaya karar verir. Yurt dışında da eğitim görmüş çok donanımlı bir kişidir. Atandığı okul sorunlu bir semttedir. Okuyan öğrenciler ise haylaz, vurdumduymaz ve bazen kışkırtıcıdır. Aileleri de ekonomik olarak sıkıntılı ve daha büyük sorunları olduğu için çocuklarına karşı duyarsızdır. Öğrenciler her yeni gelen öğretmende olduğu gibi Mark’ı da sevmez, yollamaya çalışırlar. Önceleri pes etme noktasına gelen öğretmen, daha sonra öğrencilerle iletişim kurmayı başarır ve yavaş yavaş kendini sevdirmeye başlar. Okurken bile belki sıkıldığınız bu konu artık fazlasıyla klişe. Onlarca örneği olan ve yenilikçi bir yanı olmadıkça bizi heyecanlandıramayan bu konudan iyice sıkıldık ama 1967’de durum pek böyle değildi. O tarihte yeni bile sayılacak durumdaydı ve eğitim sistemi için böylesine sert bir eleştiri de lazımdı. Tabiî bunu yaparken çocukları anlamaya çalışan, onlara yardımcı olan ve son derece sabırlı olan öğretmenleri de anlatarak. Belki de mesleğe yeni başlayanlar için tam bir yol göstericiydi bu film. Sidney Poitier’in usta işi performansını da es geçmemek lazım. Performansları daha ziyade teatral bulunan Poitier’in oyunculuğu, sınıfta da adeta rol yaparak ve bir figür oluşturarak çocuklara bir şeyler öğreten bir öğretmen için muhteşem uygunluktaydı. Hal böyle olunca da unutulmaz bir film ve unutulmaz bir karakter sinema tarihine adını yazdırıyordu.

François Marin / Entre Les Murs

Farklı kültür ve ırklardan olan bir sınıf… Fransa’da bir şekilde bir araya gelmiş, çoğu göçmenlerden oluşan ve dışlanan insanların çocuklarının olduğu bir grup öğrenci… Belgeselvari atmosferi ve çekimleri ile fazlasıyla gerçekçi duru film. Biz de içindeymiş gibi hisseder ve filmin başındaki klasik tanışma sahnesinde adeta hepsi ile tanışırız. Dersler normal başlar ama öğretmenin yönlendirmeleri, Fransızca kelimeler üzerinden yarattığı milliyetçi vurgular bambaşka bir havaya sokar Sınıf’ı. Film ve dersler ilerledikçe, tartışmaların boyutu da değişir. Adeta isyana dönüşen bu tartışmalarda bazen müthiş diyalogların birer aforizmaya dönüştüğünü görürüz. Hani kitap okurken altını çizdiğimiz cinsten. Tabiî burada eğitim sistemindeki eşitsizlikler ve sistemin oluştuğu altyapıya sadık kalma zorunluluğu da iliklerimize kadar işliyor. Burada öğretmenin rolü de çok önemli. Bazen öğrencilerin gerçekten kendilerini geliştirmeleri yönünde tartışmalar başlatıyor, bazen de bu sistemin vücut bulmuş hali gibi davranıyor.  Otorite kurma zorunluluğu, bazen kendini yıpratıcı bir şekilde ortaya koyar öyle değil mi?. Öğretmenlerin kendi aralarında, çocuklar üzerine yaptıkları bazı diyaloglarda öğrencilere yaklaşım farklılıklarının ne kadar ince bir çizgide olduğunu bize anlatıyor. Filmin son sahnesindeki “Bu yıl neler öğrendik” sorusu gerçekten muhteşemdi. Ne öğrendik ya da ne öğrenmemiz istendi?