03.04.2018

O AN: Smultronstället

Ölüm Korkusuna Tutulmuş Bir Adamın Geçmişe Yolculuğu

Ingmar Bergman’ın Altın Küre Yabancı Dilde En İyi Film ödülünün sahibi, üçüncü dönem filmlerinden biri olan Smultronstället, ölüm korkusuna tutulmuş bir adamın geçmişi ile hesaplaşmasını anlatır. Bir günde geçen film, aslında Isak isimli adamın fahri doktora unvanını alması için çıktığı yolculuktan ibarettir. Fakat yolculukta ona eşlik eden kişiler ve yolda konakladıkları mekânlar aracılığıyla Isak, hem şimdiki hem de geçmişteki kendisi ile en önemlisi ise bilinçaltı ile yüzleşir. Doğrusal bir zaman izlemeyen film, geçmiş, şimdi ve rüyalar arasında gidip gelir.

Isak’ın her ne kadar mekânlar, sohbetler ve tatlar aracılığıyla geçmişi hatırlayıp yâd ettiği anılar filmin en önemli anlarına ev sahipliği yapsa da rüyaların cazibesi ile boy ölçüşemez. Zira Isak’ın rüyaları sürrealizmin en önemli temsilcilerinden Salvador Dali ile Luis Buñuel başyapıtı Un Chien Andalou’yu (Bir Endülüs Köpeği) akla getirerek, adeta o filmden alınan tadı damaklarda hissettirir. Smultronstället’in özellikle filmin başındaki rüya sahnesi sadece kendinden önceki eserlerin etkisini yakalamakla kalmaz kendinden sonraki birçok filme de esin kaynaklığı yapar hiç kuşkusuz. Federico Fellini’nin 8 ½ isimli filmi ile David Lynch’in Eraserhead’i bunlardan ilk akla gelenlerdendir.

Kendinin Celladı Olmak

Bomboş sokaklarda yolunu kaybetmiş Isak’ı takip etmemiz ile başlar sahne. Oldukça rahatsız edici bir sessizlik vardır ama yine de fazla tedirgin edici bir şey göze çarpmaz ilk etapta. Ta ki Isak’ın Sokak saatine dikkatli bakmasına kadar. Akrep ile yelkovanı olmayan saati gören Isak’ın yaşadığı ürperti, cep saatinde de aynı durumun var olduğunu görmesi ile artar. Zaman kavramının olmadığının göstergesi olan bu durum, elbette akıllara hemen ölümü getirir. Bu saatin varlığı, zaman ile mekânın ritmini bulanıklaştıran Salvador Dali’nin eriyen saatlerini de akla getirebilmekte. Zaten yüzü olmayan adam, çalmaya başlayan Kilise çanı, yaklaşan arabadaki tabut ve haç akıllara gelen ölüm fikrini fazlasıyla destekler. Buraya kadar yaşanılan tedirginlik hissinin asıl zirveye çıkacağı an ise tekerleği kopan arabadan düşen tabutun içindeki ile gerçekleşir. Isak, birçoğumuzun belki de rüyasında yaşadığı şeyi yaşar: Kendisi ile karşılaşır. Bununla da bitmez, tabuttaki kendisi tarafından tabuta çekilir. Isak, bir nevi kendisi tarafından ölüme çekilir.

İsveçli aktör-yönetmen Victor Sjöström’in oyunculuğu ise sahnenin en önemli unsurudur. Sjöström, ustalığı (Smultronstället, aktörün son icraatıdır) sayesinde kullandığı mimikleri ile rüyadaki tekinsizlik, tereddüt, şaşkınlık ve korku gibi birçok duyguyu yansıtmayı başarır. Sjöström’in tek başına üstelik konuşmadan sergilediği bu performans, ancak ustalıkla açıklanabilir. Bergman’ın ise sadece kalemi ve hayal gücünün değil aynı zamanda yönetmenlik gözünün de katkısı çok elbette. Bergman’ın zaman zaman Sjöström’in güçlü ifadesinden feyz almak için yakın çekime başvurmasının yanında zaman zaman da onu bomboş sokaklarda uzaktan izlemeyi tercih etmesine ne demeli? Güçlü bir aktör, incelikli bir yönetmen gözü ve hayal gücünün dipsiz kuyusu unutulmaz bir rüya sahnesine hayat verir.