07.03.2017

10 Kadın Yönetmenden 10 Etkili Kadın Hikâyesi

Susanne Bier

Danimarka sinemasının gözde yönetmenlerinden Susanne Bier, ülkesinin sinemasını tüm dünyaya sevdiren isimlerden. Hem sevilen dizilerin mimarı olan hem de yaptığı filmlerle Oscar heykelciğine kadar uzanan Bier, aynı zamanda Dogma 95’e de filmleriyle katkı sağlamıştır. Özellikle Elsker dig for Evigt’i tam anlamıyla Dogma 95’e bağlı kalarak çeker. Böylece küçük bir hazine olan Dogma külliyatına katkıda bulunan ender isimlerden biri olduğundan yeri en azından benim nazarımda ayrıdır.

Susanne Bier’ın filmografisi, aslında hikâye açısından bakınca tek bir noktada toplanmaktadır. Sanki başta bir hikâye vardı ve o hikâye üzerinden tüm filmlerin senaryosu ortaya çıktı. Zira genelde senaryolarını Anders Thomas Jensen’e yazdıran ya da birlikte yazan Bier, çok önem verdiği aile kurumunu tüm senaryolarına odak noktası seçmektedir. Sonuçta her ne kadar senaryoları Jensen yazsa da Bier’in belli başlı temel noktaları belirttiğini düşünmekteyim. Örneğin aile (genelde üç çocuklu ve mümkünse ikisi ikiz olur), üçüncü dünya ülkeleri, genelde ölüm sebebiyle çatlak alan aile ve ona yama olan bir başkası ile ailenin yeniden tamamlanması, hareketli kamera, süsten, gösterişten uzak olma, karakterlere yapılan yakın çekim ve özellikle gözlere odaklanan kamera açısı ve daha niceleri… Bier sineması denilince ilk akla gelenlerdir. Bazı konulara ya da ayrıntılara fazlasıyla takıntılı bir yönetmen anlaşılacağı gibi Bier.

Özellikle oldukça seçkin bir ülkede yaşamasına rağmen, üçüncü dünya ülkelerini, orada yaşanılan haksızlıkları, sefaleti az da olsa beyaz perdede dillendirmesi takdiri hak etmekte bana kalırsa. Kimi zaman Hindistan, kimi zaman Afganistan kimi zaman da Afrika düşer perdeye. Elbette filmin odağı olmayan bu mevzular, ana hikâyeyi besleyerek bile az çok derdini aşikâr eder.

Elsker dig for Evigt (Açık Kalpler) – 2002

Bier’ın her şeyiyle Dogma 95 akımının takipçisi olan filmi Elsker dig for Evigt’in senaryosu Anders Thomas Jensen’in kaleminden kotarılır. Bier, bu filminde her filminin siluetini oluşturan iki ailenin birbirlerindeki eksik parçaları tamamlaması takıntısını tam anlamıyla ete kemiğe büründürür. Birbirine âşık iki genç evlenmek üzerelerdir. Fakat ansızın gelen görünmez kaza tüm planları alt-üst eder. Felç olan Joachim (Nikolaj Lie Kaas), sevgilisi Cæcilie (Sonja Richter), Joachim’e arabasıyla çarpan Marie (Paprika Steen ) ve Marie’nin doktor olan kocası Niels (Mads Mikkelsen) arasında gelişen ilişki var olan düzenin yıkılmasına sebep olur. Belki de zaten çürümüş olan bir evliliği ayakta tutan tek sağlam taşın aradan çekilmesine neden olur beklenmedik kaza. Kim bilir?

Bier’in Dogma kurallarının hepsini sadık bir şekilde uyguladığına bizzat şahit olduğumuz filmde yer yer gerçek kişilerin kayda geçmiş hayatını izliyormuş hissine kapılmamak imkânsız. Gereksiz müziklerden, yapmacık mekânlardan, göz alıcı, aldatıcı ışık oyunlarından uzak olan filmde, Bier kamerası ile karakterlerine oldukça yakın mesafeden bakıyor. Hareketli kamerasıyla istediği oyunları yapmaktan kendini men etmeyen yönetmenimiz seyircide yabancılaşmayı sağlamak için en çok karakterlerin fiziksel bütünlüğünü bozmayı tercih ediyor. Karakterleri genelde sadece göz olarak gördüğümüz anlar, kulağımıza sürekli izlenenlerin bir film olduğunu, kendimizi kaptırmamız gerektiğini hatırlatıyor.