30.05.2017

En Sevdiğim Hitchcock

Vertigo (1958)

[youtube url=”http://www.youtube.com/watch?v=N7sznnL0NZ0″]

Alfred Hitchcock’un her ayrıntısı özenle planlanmış, tümüyle kendine has bir sinemanın peşinde koştuğunu; izleyiciyi tedirgin eden, diken üstünde bırakan kamerasını bir röntgenci gibi kullanıp izlenmenin verdiği hazzı perdeye yansıttığını söyleyebiliriz. Şüphesiz ki yönetmenin başat olgusu gerilimden beslenen öyküler. Ancak söz konusu Vertigo olduğunda Hitchcock, izleyiciyi ayakta tutan meşhur şüphe duygusunun yerine öznenin trajediye dönüştüğü bir anlatı tercih eder.

Vertigo, daha jenerikte voyörizimini mimlediği bir adamın (Scottie), erotik takıntıları ve sonuçta umutsuzluğunu perçinleyen kayıp iktidarının farkına varması ile eskiyi (iktidarı) özleyen melankolik ruh halinin birleşimidir. Hitchcook, en etkin olduğu anlarda dahi bir eksilik hissi uyandıran Scottie’nin filmin hiçbir aşamasında tam bir erkek olamamasının altını çizer, eskiyi canlandırma çabalarını sonuçsuz bırakır. Bu sebeple film bittiğinde bir cinayet / sahtekârlık ya da yalancı sevgi sorunu çözüldüğü izlenimine kapılmayız, sadece Scottie için üzülürüz. Sonuçta “özne” amaca ulaşmak için gerçekleştirdiği tüm çabalarda kaybeden konumuna düşmüştür.

Her izleyişte farklı okumalar yapılacak kadar zengin bir film olan Vertigo, sadece en sevdiğim Hitchcock değil üzerinde en çok düşündüğüm filmlerin başında geliyor.

Gökhan GÖK

..

En sevdiğin Hitchcock hangisi denince sevmediğim Hitchcock var mı ki diye düşünmeden edemiyor insan. Bir iki istisna dışında gönül rahatlığıyla “yok ki” cevabını verebilirim buna. En sevdiğim için ise en az beş filmi kapışır. Bunlardan bir Hitchcock filminin en tipik özelliklerini taşımakla birlikte kimi alanlarda sınırları zorlayan Vertigo’yu seçtim.

Vertigo’yu neden seviyorum? Öncelikle sinema tarihinde “popüler sinema” ile “sanat sineması” kavramlarını birleştirebilen belki de en başarılı yönetmen olan Hitchcock’un bunu en iyi yaptığı film olduğu için seviyorum. Saul Bass’ın muhteşem başlangıç sekansı için seviyorum. Hitchcock filmlerinde sıradan adamı en iyi canlandıran James Stewart için ve soğuk Hitchcock sarışınının tüm özelliklerini barındıran Kim Novak için seviyorum. Ölmüş bir kadına duyulan aşk ve başka bir kadında onu yaşatma çabası gibi riskli bir konuyu ele aldığı için seviyorum. Robert Burks’ün ışık oyunları ile Kim Novak’ı hayalet gibi gösterdiği için seviyorum. Zoom yaparken kamerayı uzaklaştırarak vertigo hissini kamera ile yaratabildiği için seviyorum. Bir ana akım Hollywood filminde cesaret edilemeyecek kadar karanlık ve insanı boşlukta bırakan bir finalle bittiği için seviyorum. Yetmez mi?

Hasan Nadir DERİN

.

“Ölüm Korkusu”nun etkilediği filmleri saymaya başlarsak Arthur Penn’in “Dead of Winter”ından (1987) Lou Ye’nin “Suzhou Nehri”ne (“Suzhou He”, 2000) uzanan kabarık bir listeyle karşılaşabiliriz. Hitchcock’un Hollywood’daki ustalık dönemine denk gelen en özgün filmi kuşkusuz ‘lookalike gerilimi’ konseptiyle model oluşturmuştur. Sinemaya ‘dolly zoom’ tekniğini armağan etmiştir. Hatta şimdilerde onu ‘Vertigo efekti’ olarak ananların da sayısı fazla. Kim Novak’ın iki karakterli ‘vamp kadın’ tiplemesi ise ne zaman akla gelse kabuslara yol açmıyor mu? Bizde “Ölüm Korkusu” adıyla bilinen “Vertigo”, kuşkusuz Hitchcock başyapıtları arasında her zaman bir tık yukarıda durup, sinema tarihinin en iyileri listelerine de girmeyi hak etmiştir.

Kerem AKÇA

.

Alfred Hitchcock filmlerinin en geniş anlamda mücehhez olduğu tek olgunun salt gerilim olarak adlandırılması kendi içinde tutarlı olsa da yeterli değildir. Ben bunun yanına “bakış açısı”nı da eklemek istiyorum. Çünkü Hitchcock vurguyu gerilimin kendisinde değil bireyin (izleyicinin) gerilim ile ilişkisinde görür; bu da gerilime bakış açısıdır. Bu açıdan birçok filmine sirayet etmiş voyörizmi de yönetmenin kendi fenomeni “bakış”a dayandırabiliriz. Kelamını etmiş olduğum bu olguların en net görüldüğü film Rear Window olsa da, bana göre yönetmenin en iyi ve en sevdiğim filmi, açılışında kameranın bir kadının dudağından gözlere çıktığı ve sonrasında göz bebeğine odaklanarak Alfred Hitchcock yazısını gördüğümüz Vertigo’dur; yönetmenin bakışa selamı.

Vertigo, bilinçsiz suçluluk duygusuna sahip bir erkeğin, takılıp kaldığı ve zihninden atamadığı ölü bir kadını yeni birinde tekrar var etme isteği üzerine şekillenir. Yönetmenin “…erkek ölü bir kadınla yatmak ister; bir tür nekrofiliden keyif almaktadır.” önermesine paralel bu şekillenme ile kendine özgü var oluşu ve bakış açısını soyutlamadan ele alabilmesi, örneğine pek rastlayamayacağımız bir cesaret değeridir.

Teksin BEGEÇ