26.07.2016
En Sevdiğim Kubrick
A Clockwork Orange
Otomatik Portakal, Kubrick filmleri içinde beni en çok etkilemiş ve kafamı kurcalamış olan film. İlk izlediğimde çok kötü bir hisle sinema salonundan çıktığımı hatırlıyorum. Çekincesizce, çıplak ve el yakan haliyle işlenen şiddet; yabancılaştırıcı, stilize mekânlar ve başta ket vurulmamış bir şiddet duygusunu temsil eden Alex olmak üzere, bir türlü karşısında nasıl tavır alacağınızı bilemediğiniz karakterleriyle sizi afallatan bir film. Kubrick sözde iyiliği ve rafine olmayı temsil eden pek çok imgeyi de (beyaz renk, süt, klasik müzik, akademi) tersyüz ediyor, toplumsal bir şiddet sözlüğünde bunların da dışarıda kalamayacaklarını söylüyor. Ve film alttan alta, herkesi içindeki şiddetle bir muhasebeye zorluyor. O yüzden de bana kalırsa film, bizi –insafsızca- rahatsız eden filmlerin başında geliyor. Çünkü içselleştirilmiş bir şiddetin içimizde bir yerlerde dizginlenerek gününü beklediği ve bu şiddetin daha büyük bir mekanizma tarafından beslendiğini söylüyor. Filmde Alex ve arkadaşlarını “cellat”, geri kalanları “masum kurbanlar” ilan edip topluma sığınabilseydik biraz rahatlayabilecektik belki ama filmin ikinci yarısında devlet mekanizmaları ve aile gibi “cici” kurumlar tarafından yeni baştan üretilen, cellatlarla kurbanların sürekli değiştiği bir şiddetle tanıştırılıyoruz. Görüyoruz ki Alex’i, yine şiddetle ıslah etmeye çalışan, ondan çok daha büyük ve sistematik bir şiddet dünyasının tam merkezindeyiz. Çık çıkabilirsen bu döngünün içinden! Hatta, bu filmin izleyicisi olarak bile bir yönetmenin şiddetinden nasibimizi aldığımızı söylemek mümkün.
Alkım DOĞAN
