03.06.2017
!f Bağımsız Filmler Festivali Günlükleri – 6
I Smile Back
Klasik bir ev kadını ve anne gibi gözüken ama bunların yanında sıra dışı bir hayat yaşayan Laney’in öyküsü I Smile Back. Laney bu iki birbirine zıt durumu elbette fazla uzun devam ettiremiyor. Birbirini asla tamamlayamayacak iki hayat arasında sıkışıp kalan Laney, biri arasında tercih yapması gerektiğini anlayacak kadar da güçlü bir kadın. Sonunda ailesiyle hayatını devam ettirmek için kendini mücadele sürecine adayan Laney’in zorlu zamanlarına tanık ediyor bizi I Smile Back. Daha çok Laney’in etrafında dönen ve onun duygu dünyasında geçen film, seyirci olarak bizleri de depresif durumun içine başarı ile sokarak oldukça sıkıntılı anlara ortak etmekten geri kalmıyor.
Tuba BÜDÜŞ
Into The Forest
Into The Forest’e tam olarak bir hayatta kalma değil bir doğaya dönüş öyküsü. Film, ilk etapta bir ailenin elektriksiz kalması sonucu buna karşı direnmesini anlatacakmış gibi başlasa da kısa süre sonra niyetinin çok daha başka olduğunu anlıyoruz seyirci olarak. Yönetmen bir nevi medeniyete karşı duruş sergilemek istemiş bu filmle. Elektrik olmadan yaşamaya çalışan iki kız kardeşin açlığa, doğaya yönelerek çözüm bulmaları çok keyifli başlıyor. Fakat daha sonra yönetmenin hamleleri ve söyledikleri sıkıntı yaratan bir sürece evriliyor. Özellikle tecavüz ile döllenen bir bebeği doğurma kararından tut da yeni bir insan yaşamı için hayvanların öldürülmesi kabul edilebilir olmamalı. Mülkiyet kavramına karşı tutumu, direk doğadan beslenme, kitaplardan öğrenme gibi birçok olumlu söylemin yanında sıkıntılı olanları diğerlerini bir kalemde harcıyor. Keşke yönetmen durması gereken yeri bilseymiş ne diyeyim.
Tuba BÜDÜŞ
Listen to me Marlon
Belgesellerde bir anlatıcı olması kaçınılmaz kuraldır. Filme dinamik katar ve bize yolu gösterir. Marlon Brando’ya odaklanan bu yapımda ise anlatıcı direkt Brando’nun kendisi. Bu bile diger belgesellerden keskin ve farklı bir ayrıma sebebiyet veriyorken, belgeselin de muazzam oluşu ve Bradon’ya objektif bakışı izleyiciyi etkisi altına alıyor. Sinemayı da tekrar sevmek için Listen to me Marlon harika bir seçenek.
Onur Kırşavoğlu
Ceset
Karakter oluşumu ve senaryosunun girişi epey sorunlu olan Ceset filmi, dayanağı olan aşkı hastalık boyutunda kullanarak bir gerilim yaratmaya çalışıyor. İmkansız aşkın ölümsüz aşka dönüştüğü yol, bir yandan da yapay diyaloglar ile dikenli bir hal alıyor. Oldukça donuk bir tecrübe olan film, vaat ettiğinin epey altında kalıyor.
Onur Kırşavoğlu
Gradma
Grandma, düşük beklenti ile keyif alınabilecek tipik bir “anneler ve kızları” filmi. Başlarına gelen olay ve bu olay sonucunda unutulan hissiyatların yeşermesi klişesi tekrar beyazperdede. Tabii bir farkla hem lezbiyen hem çılgın bir anneanne. Birkaç saatlik zaman dilimini anlatan bu eğlencelik film Lily Tomlin’in güzel performansı ile izleyiciyi etkilemeyi başarıyor.
Onur Kırşavoğlu
Tekerlemeler
30 sene evvel okul bitmez tezi olarak çekilen film, kopyasının bulunması ile izleyici karşısına tekrar çıktı. Entelektüel birikimin üst seviyede olduğu yönetmen/senaristin, kendi arkadaşlarını soyutsal bir role büründürerek cektigi film, tekerlemeler, gazete kupürleri ve hicivler üzerinden ilerleyen eşsiz bir tecrübe. Umarım yönetmenin söz verdiği üzere filmin 16 mm ile çekilen görüntüye yakışır sağlam kaydı DVD ye basılır ve herkese ulaşma şansı bulur.
Onur Kırşavoğlu
