19.03.2017

İstanbul Film Festivali: Bu Filmleri Mutlaka İzleyin

İnci Tulpar

Bir Ejderha Uyanıyor (Dünya Festivallerinden)

Bir Ejderha Uyanıyor! İran Sinemasından festivale katılan bir polisiye dram.Yönetmen Mani Haghighi´nin beşinci uzun metrajlı filmi, Berlin Film Festivali´nde de  Altın Ayı için yarıştı. Görkemli görselliğe sahip film, İran Sinemasını sevenler için iyi bir seçim olacaktır.

Güneş Şemsiyesi  (Antidepresan)

Kısa filmleri ile dikkat çeken yönetmen Valéry Rosier´in uzun metrajlı ilk kurmacası olan Güneş Şemsiyesi, bir ilk film olduğu için yönetmeni sevenler tarafından izlenebilir. Festivalin her daim en naif bölümü olan Antidepresan bölümünün, insanı rahatlatan, tatil duygusu yaşatan seçimi olacaktır.

Talihsiz Sophie (Çocuk Mönüsü)

Film Festivali sadece büyüklere ait bir haz olmamalı, çocuklar da yararlanmalı. İşte Talihsiz Sophie, tam da festivalin küçük seyircilerine uygun. Comtesse de Segur tarafından 1850´lerde yazılan kitaptan uyarlanan film, küçükleri kahkahaya boğacak.

Seçil TOPRAK

Hitchcock / Truffaut (NTV Belgesel Kuşağı)

Her sinemaseverin geçmişinde Hitchcock ile Truffaut’nun efsane söyleşisinin etkisi vardır. Üç gün süren ve sonrasında Hitchcock´a Göre Sinema (1966) adıyla yayınlanan bu söyleşi zincirinin David Fincher, Paul Schrader, Martin Scorsese, Olivier Assayas, Peter Bogdanovich gibi birçok sinema ustasını nasıl etkilediğini bilmek istemez misiniz? İşte Kent Jones da bunun peşine düşüyor ve ortaya Hitchcock / Truffaut adlı, sinemaseverler için izlemesi elzem bir belgesel çıkıyor. Kaçırmayın.

high rise

Gökdelen (Akbank Galaları)

Ben Wheatley nevi şahsına münhasır yönetmenlerden biri. Festivalseverlerin de yakınen tanıdığı bir isim. Dolayısıyla festivalde yeni filmini izleme şansı yakalamak açıkçası insanı heyecanlandırıyor. Kaldı ki Wheatley’nin bu yeni filmi J.G. Ballard’ın aynı adlı romanından uyarlama ve başrolünde son zamanlarda adını sıkça duyduğumuz aktör Tom Hiddleston ve yılların eskitemediği Jeremy Irons var. Bu isimlerin her biri bu filme koşa koşa gitmek için ayrı ayrı sebeplerken hepsini bir arada bulmak enfes bir sinema deneyimi olacaktır eminim.

11 dakika

11 Dakika (Yıllara Meydan Okuyanlar)

Festivallerin en güzel yanlarından biri yeni isimlerle tanışmaksa bir diğeri yıllara adeta meydan okuyan ustaların yeni filmleriyle de karşılaşmaktır. Berlin, Cannes, Venedik gibi dünyanın belli başlı festivallerinden ödülle dönmüş Jerzy Skolimowski de bu yıl festivalde yeni filmini izleme şansı yakalayacağımız “yıllara meydan okuyan” bir yönetmen. Kara mizahla harmanladığı yeni filmi 11 Dakika ile Venedik’ten sonra İstanbul’da Skolimowski.

 Tuba BÜDÜŞ

yılanın kucağında

Yılanın Kucağında (Sinemada İnsan Hakları Yarışması)

Beyaz insanın tüm uygarlıklara o uğurusuz elleriyle dokunup, mahvettiği zamanlarda Yılanın Kucağında, kabilesinin kalan son üyesi olan şaman bir amazonun hayatına bizi misafir ediyor. Bu hala insanlığını gerçek manasında yaşayan Karamakate’nin gözlemcisi olup, kendi hayatlarımızın manasızlığı üzerine hayıflanmak bile yeterken bir de onun topraklarına gelen iki bilim insanı ile olan münasebeti üzerinden hadsiz beyaz insanın mide bulandırıcı mantığının sinir harbi fazla bile gelebilir. Medeniyetin ne olduğunun sorgulanacağı bu müthiş film nasıl izlenmez ki?

çete

Çete (Akbank Galaları)

Faşist hükümetlerin yıkılmasından sonra geride bıraktığı tahribat sadece katlettiği, işkence yaptığı, bastırıp, sindirdiği insanlık olmuyor. Tüm bunların yanında pis ayak işlerini yaptırdığı insanlıktan çıkmış, hayatta hiç başka bir amacı olmayan makineleşmiş bir insan yığını da bırakıyor. İşte Çete, tıpkı Sessizliğin Bakışı ve Öldürme Eylemi filmlerinde de izlediğimiz bu kesime uzatıyor kamerasını. İnsan olmanın, iyi ya da köyü olmanın iyice bulanıklaştığı, soru işaretlerinin cevaplanmadan adeta yığına dönüştüğü bir dünyaya davet ediliyoruz yine. Eğer ki bu durumla yüzleşebilirim diyorsanız Çete, size hakikatli ve zorlu bir seyir sunmak için bekliyor.

1d

Vahşi (Mayınlı Bölge)

Hep mi insanlık hayvanları ya da ilkel toplumları ‘’medeni’’leştirecek. Modern olma adına tüm güzellikleri bırakıp aslında daha çok özümüzden, değerlerimizden uzaklaştığımız bu dünyada her şeyin tersine döndüğünü düşünelim. Bana kalırsa bunu düşünmek bile olağanüstü bir duygu. İşte Vahşi, en azından bir durum üzerinden bunu gerçekleştiriyor. Karşısına çıkan kurdu evine alarak onunla hayatı paylaşan Ania, doğanın sesini dinleyip, kendini kurdun düzenine bırakıyor. Bir süre sonra tamamen vahşileşerek aslında tam da belki de özünü buluyor. Zorlayıcı sorularla ve onların gerçekçi cevapları ile karşılaşmaya hazırsanız Vahşi işte tam da o film.

                                                                             Onur KIRŞAVOĞLU

lebal

Le Bal (Anılarına)

Geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz Ettor Scola imzalı bu klasik, anılarına bölümü ile tekrar beyazperdede. 50 Yıllık bir balo salonunun hikayesini diyalogsuz anlatan Scola, dönem değiştikçe kıyafetleri, müzikleri ve atmosferi de değiştiriyor ve bizi adeta bir yolculuğa çıkarıyor. Tek mekan ile müthiş bir sanatsal yolculuk. Bu harika filmi tekrar, hem de sinemada izleyebilmek ise eşsiz bir deneyim olacak. Programlarınızda kesinlikle Le Bal’a yer açın ve bu fırsatı kaçırmayın.

rüzgarınhatıraları

Rüzgarın Hatıraları (Ulusal Yarışma)

Daha evvel kısıtlı kopya ve zamanla gösterim şansı bulan Rüzgarın Hatıraları’nı izleyebilmek için yeni bir şans. Sonbahar filmi ile muhteşem bir işe imza atan ve içimize yumruk yemiş gibi yoğun bir etki bırakan Alper, şimdi de 2. Dünya Savaşı zamanı sonrasında geçen bir kaçış öyküsünü anlatıyor. Başrolünde yine  Onur Saylak’ı göreceğimiz yapımın en güçlü olduğu yanı ise muhteşem sinematografisi. Daha evvel Angelopoulos filmlerinden tanıdığımız Andreas Sinanos son yıllarda ülkemiz sinemasında çalışmalarına devam ediyor ve yine muhteşem görüntülere imza atıyor.

midnightspecial

Midnight Special (Akbank Galaları)

Geçtiğimiz yıllarda çektiği üç filmle de övgüler toplayan Jeff Nichols imzalı Midnight Special, aile kavramını sorguladığı filmlerden sonra bu sefer fantastik bir filme imza atıyor. Gizli güçleri olduğunu fark ettiği oğlunun başına gelenler ve onu kurtarma çabasındaki bir babanın hikayesinin anlatıldığı filmin başlıca rollerinde yönetmenin fetiş oyuncusu Michael Shannon, Joel Edgerton ce Kristen Dunst bulunuyor. Mud ve Take Shelter ile son yıllara damga vuran ve çıtayı sürekli yükselten Nichols’un son filminden de beklentiler oldukça yüksek. Festivalin kaçırılmaması gereken filmlerinden biri.