26.04.2018
Her İzlendiğinde Mutlu Eden Filmler
Tanju BARAN
Life of Brian (1979)
Herhangi bir Monty Python eserini izleyip de mutlu olmayan var mıdır bilinmez ama ben isimlerini her duyduğumda daha Python kısmına geçmeden, Joker ile yarışacak bir yüz ifadesine sahip oluyorum. Mizah alanında çıtayı kimseler tarafından aşılamayacak bir yere koyan ve kendi efsanelerini yaratan Monty Python ekibinin her işi özel ve eşsiz olsa da, içlerinden birini seçmek zorunda kaldığımda bu seçkide olduğu gibi kafamı öne eğerek Life of Brian’ı öne sürerim. Graham Chapman’ın İsa peygamberle benzer kadere sahip Brian’ı, Terry Jones’un ise huysuz Meryem karakteri ya da ekibin solun bir türlü aşamadığı fraksiyon (bölüngü) olayına bahşettiği arkaik temel gibi saymakla bitmeyecek hususlar Life of Brian’ı bir adım öne çıkartsa da, bu seçimin temelinde filmin dinler tarihine attığı seri yumrukları izlemenin verdiği haz yatmaktadır. Kahkahalardan kombine yapıp mutluluğunuza mutluluk katmak istiyorsanız Life of Brian başta olmak üzere bütün Monty Python işlerine bir bakın, bakın da komedi dünyasının günümüzdeki içler acısı haline hep birlikte ağıt yakalım.
After Hours (1985)
Martin Scorsese’yi Raging Bull, Taxi Driver veya Goodfellas gibi filmlerle anıp, sert filmlerin ağır abisi diye eş dost ortamında anlattığımızdan, mizahtan nasibini almamış bir yönetmen olduğu kanısı oluşabilir. Fakat kozmosta After Hours’u izlemiş biri bu düşüncenin manasızlığına badem bıyık altından atılmış bir tebessümle mutlaka karşılık verecektir. Scorsese’nin en deli dolu işlerinden biri olan ve Tanrı’nın biz küçük insanlara yaptığı küçük bir şakanın nasıl da çığrından çıkabileceğini ispatlayan After Hours’u her seyredişinizde ilk defa izliyormuşçasına kahkahalar atıyorsanız doğru yoldasınız demektir. Durmayın ve Scorsese’nin adını komedi yapıyorum diye ortalıkta gezinen bütün yönetmenlerin suratına haykırın. Emin olun iyi gelecektir iki tarafa da bu hareketiniz.
A Fish Called Wanda (1988)
İngiliz mizahının şişede durduğu gibi durmadığını anlamak için Monty Python yeterli gelmediyse, yine Monty Python gücünden John Cleese ve Michael Palin takviyeli, klasik anlatı kalıpları içinde bile kabına sığmakta zorlanan A Fish Called Wanda’ya bakmak gerekir. Hanım hanımcık bildiğimiz Jamie Lee Curtis’in femma fatale Wanda’sını, Nietzsche’den alıntı yapmadan cümle kurmayan tetikçi Otto rolündeki Kevin Kline’ın enfes performansını ve John Cleese’nin çıplak kaldığı sahnedeki reaksiyonlarını izlemenin verdiği hazzı ancak Charlie’nin Çikolata Fabrikası’ndaki tüm çikolataları yiyen birinin mutluluğuyla kıyaslayabiliriz. ‘’Bütün İngilizler toplandık, toplandık!’’ nidalarıyla izlenildiğinde standart sapıtma katsayınızı yükseltecek bu filmi henüz izlemediyseniz şu fani dünyada yeterince mutlu olmamışsınız demektir.