27.07.2016
Siyah Beyaz Milenyum: 2000 Sonrası Çekilmiş Siyah-Beyaz Filmler
Seçil TOPRAK
The Artist (2011)
The Artist bildiğiniz bir başarı – çöküş – aşk – mutluluk hikâyesi yani senaryo açısından filmin kendisini farklı kılabilecek tercihleri yok. Değindiği noktalar sinema tarihi açısından elbette ki bir önem taşıyor ancak filmin tercihi eleştiri yapmak veya bir dönemi aydınlatmak değil. Belki giriş ve gelişmede rastlayabileceğimiz birkaç temas dışında film tamamen bir aşk öyküsü ve fedakârlık kavramlarıyla evriliyor. Zaten çizdiği rota da mutlu bir son ihtiyacını körüklüyor. Aslında sessiz sinemadan sesli sinemaya geçişle ilgili (örneğin Singin’ in The Rain, 1952) veya eski günlerine duyduğu saplantılı bir özlemle yoğrulmuş geçkin bir aktris ve Hollywood sistemini eleştiren (örneğin Sunset Boulevard, 1952) ya da zamanı dolan bir starın yerini alan genç star adayı ve onun da aynı kadere doğru sürüklenişi (örneğin All About Eve, 1950) gibi sinema tarihinin kilometre taşları olmuş müthiş örnekler izledik. The Artist bu filmlerin dertlerini yumuşatarak hem sessiz sinemadan sesliye geçişi hem de Hollywood star sisteminin acımasızlığını yine gözler önüne seriyor. Ancak eleştiri mahiyetinde yapmıyor bunları. Örneğin Jean Dujardin’in canlandırdığı George Valentin karakterinin bir nevi kendi tercihi oluyor sesli sinemaya yüz vermemek. Dolayısıyla içinde öğütüleceği sisteme bir nevi kendisi katılmamayı seçiyor. Gerçekler bu kadar toz pembe olmasa gerek… Ancak film dediğimiz gibi o dönemlerin eleştirisini yapmaya soyunmuyor – ki bunu olumsuz bir nitelendirme olarak söylemiyorum, sadece tercihini belli etmek amacıyla söylüyorum – ve özellikle ikinci yarıdan itibaren estetik bir romantizm yaratıyor perdede.
[youtube url=”http://www.youtube.com/watch?v=ixqr8D7J_Kc”]