06.06.2017
Yönetmen Koltuğu: Ken Loach
5) My Name is Joe – 1998
Bir futbol takımının antrenörü, eski alkolik, işsizlik maaşı alan ve fırsat buldukça da boyacılık yapan biri Joe. Lakin en önemlisi o sadece bir antrenör değil, takımındaki tüm gençlerin abisi, babası, hocası, arkadaşı… Hepsinin hayatını, sorunlarını bilir ve gerektiğinde onlara kol kanat gerer. Yine tehlikelerle döşenmiş bir şehirde kendini ve öğrencilerini pamuktan kaleler içerisine sokmaya çalışan ama bir süre sonra işin içine aşk da girince her şeyin sarpa sardığı bir hayat çıkar karşımıza. Joe’nun, hastanede sosyal hizmet uzmanı olarak çalışan Sarah ile aşk yaşamaya başlaması bir üst sınıfın beklentileriyle kendi hayatı ve kendi hayatından ayrı düşünemediği öğrencilerinin hayatı arasında bir uyum sorunu yaşamasına neden olur. İşte bu uyum sorunu, dengeyi sağlayan terazide kırılma yaşatarak her şeyi telafisi mümkün olmayan alt üst oluşlara götürür kuşkusuz. Tüm bu yaşanılanları düzene sokmak için çaba sarf eden Joe da bir süre sonra yenik düşmeye mahkûm olduğuna kanaat getirir.
Kaybetmek için doğmuş insanların hikâyelerini anlatan Loach, bu filmiyle de kaçacak delik bırakılmamış yoksul sınıfın, nasıl kapana kısıldıklarını oldukça çarpıcı bir şekilde perdeye yansıtır. Film boyunca biz seyircileri de o kapana kıstıran yönetmen en azından o hayatı yaşayan insanları biraz da olsa anlamamızı ister. Joe’ya hayat veren Peter Mullan muhteşem performansı ile Cannes Film Festivali’nden en eyi erkek oyuncu ödülünü kucaklar böylece.
