05.07.2017
Yönetmen Koltuğu: Paul Thomas Anderson
1) There Will Be Blood (Kan Dökülecek) – 2007
Anderson, Upton Sinclair’in 1927 yılında yazdığı Oil adlı romanından uyarlamıştır There Will Be Blood’u. İlk kez bir uyarlamaya yeltenen Anderson, alt metni oldukça güçlü olan romana büyük oranda sadık kalarak, oldukça cesur bir işi anlının akıyla kotarmıştır. Zira petrol üzerinden birçok şeye değinen, bir nevi Amerika’nın portresini çizen Anderson, 2007 yılında hala devam etmekte olan Irak Savaşı’na rağmen There Will Be Blood’u yapma cesaretini göstermiştir. Filmin protagonisti olan Daniel (Daniel Day-Lewis) ve antagonisti Eli (Paul Dano) üzerinde temellenen filmin, tek meselesi petrol yani para ve güçtür. Kapitalizmi, Amerika’yı hatta tüm dünyayı yöneten birkaç tekelden birini temsil eden Daniel ile Hıristiyanlık dininin temsilcisi Kilise’nin de ete kemiğe bürünmüş hali olan Eli arasında yaşanılan iktidar savaşı ve bu amaçları uğruna kendileri dışındaki herkesi harcamaları, elbette fazlasıyla gerçekleri teşhir eden bir noktadadır.
Sinemanın En Unutulmaz Anti-Kahramanı ile Tanışmak
Daniel Day-Lewis ile Paul Dano’nun kıskanılası oyunculukları, Anderson ile özdeşleşen hareketli kamera, hızlı kurgu, ihtişamlı görüntüler, geniş açılı çekimler ve tabii ki susmak bilmez müzikler… Tüm bunları başarıyla kotaran Anderson’un bu filminde özellikle müziklere ayrıca bir yer açmak gerek. Zira Jonny Greenwood’un imza attığı müzikler, seyirci olarak her bir zerremize nüfus edip, akılları baştan almaktadır. Arızalı adamları perdeye taşımakta usta olan hikâye aktarımı ile teknik beceriyi kusursuzca buluşturan Anderson, There Will Be Blood ile sinemanın en unutulmaz anti-kahramanlarından birini bizlerle tanıştırarak, kalplerimizin en müstesna yerine oturmuş ve kendi başyapıtına da imza atmıştır. 21. Yüzyılın en önemli filmlerinden birinin ve bu filmle adeta şahlanan Daniel Day-Lewis’in Oscar’dan elleri boş dönmesi ise bana kalırsa affedilmez bir hatadır.
Filmin detaylı eleştirisine buradan ulaşabilirsiniz.

