05.07.2017
Yönetmen Koltuğu: Paul Thomas Anderson
2) Magnolia (Manolya) – 1999
Anderson, henüz üçüncü filminde, daha yirmi dokuz yaşındayken çoğu ustanın bile cesaret edemeyeceği belki de altından kalkamayacağı bir işe girişir. Julianne Moore, William H. Macy, John C. Reilly, Philip Seymour Hoffman, Alfred Molina, Tom Cruise, Philip Baker Hall gibi Hollywood’un başarılı isimlerini bir araya toplayarak üç saat uzunluğunda bir kesişen hayat hikâyesi çıkarır ortaya. Üstelik bugüne kadar bu yapılmış en çetrefilli kesişen hayatlardır karşımızda arzı endam eden hikâyeler. Küçük yaşta babasından cinsel taciz gördüğü için sorunlu olan ve uyuşturucu bağımlısı olan Claudia, onun evine şikâyet üzerine giren başarısız polis memuru Jim, Claudia’nın babası, eski bir yarışma programı sunucusu Jimmy, Jimmy’nin yarışmasına katılan sevgisiz bırakılmış Stanley, Jimmy’nin sunduğu programa çocukken katılmış, şimdi ise tam bir kaybeden olan Donnie, ölmeden önce oğluyla görüşerek günah çıkarmak isteyen Early, Early’i geçmişte aldatmış fakat şimdi pişman olan genç karısı Linda, belki de babasının davranışından dolayı kadın düşmanı olan Early’nin oğlu Frank…
İllüzyonistin Hızıyla Bir Araya Getirilen Bir Puzzle
Anderson, tüm bu karakterleri ve daha fazlasını mükemmel bir senaryo ve ustalıklı bir kurguyla bir araya getirerek akıl almaz bir işe imza atmıştır hiç kuşkusuz. Zira her biri birbirinden sorunlu birçok hayat, adeta bir illüzyonistin hızıyla bir araya getirilen puzzle gibi biz seyircilerin ağzını açık bırakır Magnolia’da. Anderson, öyle mükemmel kurgulamıştır ki filmini filmin süresini üç saat değil abartısız en fazla bir buçuk saat olarak hissederiz seyirci olarak. Anderson, Boogie Nights’da giriştiği kurgu tekniğini bir sonraki filmi Magnolia’da adeta zirveye taşımıştır. Geniş açılı çekimler, kaydırma tekniğiyle kamera kullanımı, kusursuz oyuncu yönetimi, hiç susmayan ama asla bir an bile kafa şişirmeyen enfes müzikler ve elbette şapka çıkarılası oyunculuklar… Magnolia, teknik anlamda ve hikâye anlatma konusunda tam puanla sınıfı geçiyor. Lakin diğer filmlerinde yine çok güçlü olan alt metin, nispeten bu filmde tökezliyor bana kalırsa. Zira Anderson, tesadüflerin hayatımızı yönlendirme mevzusunda dile getirdikleri konusunda tam da tatmin edeci bir açıklama yapamıyor. Böylece Anderson, alt metin olarak en cılız fakat teknik anlamda en kusursuz işine imza atmış oluyor bu filmiyle.
Filmin detaylı eleştirisine buradan ulaşabilirsiniz.

