05.07.2017
Yönetmen Koltuğu: Paul Thomas Anderson
4) Punch-Drunk Love (Aşk Sarhoşu) -2002
Anderson, aşk filmi çekerse nasıl olur sorusunun karşılığı elbette Punck-Drunk Love olur. Asla genel geçer, alışılagelmiş işlerden medet ummayan Anderson, Hollywood içindeki birbirinin neredeyse tıpa tıp aynısı, klişelerle dolu bir yığın romantik komedi içerisine bu filmiyle kaçak giriş yapmıştır adeta. Kariyerinin belki de en müstesna rolüne imza atan Adam Sandler tarafından hayat verilen Barry Egan ile Lena Leonard (Emily Watson) arasında yaşanılan aşk, tam anlamıyla seyirci olarak bizleri mest ediyor. Zira sıra dışı bir karakteri ve tuhaf denilebilecek bir çevresi, hayatı olan Barry ile asla romantik komedi filmlerinden aşina olmadığımız bir şahsına münhasırlıkta olan Lana arasında yaşanılanlar, tarifi mümkünsüz bir farklılık içerir. Anderson bu ikili arasında yaşanılanlara ve çevrelerindeki insanların ya da ikilinin karakter yapısını öyle derinlikli ve başarılı bir şekilde irdeler ki biz seyircilere eleştiri yapacak açık kapı asla bırakmaz.

Nevi Şahsına Münhasır Bir Aşk Filmi
Anderson’a Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü kazandıran bu nevi şahsına münhasır aşk filmi, her bir sahnesi incelikle dokunmuş titizliği, güçlü yaratılmış karakterleri, Amerikan toplum ve aile yapısına getirdiği yorumlarıyla tam anlamıyla takdir edilmeyi hak ediyor. Filme alakasız bir şekilde sürekli eşlik eden çakma piyanonun varlığını da es geçmemek gerek. Zira romantizmin sembolü olan piyanonun bu filmde tabiri caizse yapısıyla oynanmıştır. Alışılmışın dışında bir aşk, alışılmışın dışında bir metafor ile temsil edilir. Kamera açıları, renkleri, hikâyesi, karakter yaratımı, oyunculukları ve elbette müzikleri ile tadından yenmeyecek bu sıra dışı romantik komedi ile tanışmayan kalmamalı.
