14.05.2018
Yönetmen Koltuğu: Tayfun Pirselimoğlu
3)Pus – 2010
Ölüm ve vicdan üçlemesinin ikici ayağı olan Pus, aynı zamanda üçleme içerisinde anlamakta ve anlamlandırmakta en çok zorlanacağımız film. Zira filmin büyük kısmını sırtlayan Reşat (Ruhi Sarı) karakterinden tut da hikâyede azımsanmayacak rolleri olan Emin ve Türkan’a kadar hiçbirini anlamak mümkün değildir. İstanbul’un hâlâ en unutulmuş, en korkutucu ya da en görmezden gelinen mahallesi Altınşehir’e taşıyor Pirselimoğlu hikâyesini. Unutulmuş, görmezden gelinen insanlarla, özellikle gençlerle dolu bu mahallede yaşayan karakterlerimizin, varoluş sancıları çekmeleri seyirci olarak bizlerin çok da anlamlandıracağı bir durum olamıyor bir türlü. Zira özellikle yerli sinemada karşımıza çıkan ve varoluş sıkıntıları yaşayan ya da adeta Walter Benjamin’in tasvir ettiği bir flânuer temsiline uyan geçim derdi olmayan insan temsillerini Pirselimoğlu, alt sınıfa yedirmeye çalışıyor. Peki, başarılı olabiliyor mu? Bana kalırsa kesinlikle evet. Tabii karşımızda elbette şehrin sokaklarını sanatına malzeme toparlamak için arşınlayan Benjamin tasviri gibi bir flânuer yoktur. Fakat tüm yokluk, işsizlik gibi daha büyük dertlere rağmen varoluş sıkıntısına düşmüş ve amaçsızca dolaşan Reşat karakterini anlamak gerçekten güçtür.
Üçlemenin Ölümle En Çok Hemhal Olan Filmi
Korsan cd işinde paketleme gibi fazlasıyla rutin, sıradan bir işte çalışan Reşat, bir gün patronun arkadaşı olan adamın dükkâna bıraktığı paketi alır ve o andan sonra bir nevi paketin sahibinin yarım kalan hayatını devam ettirme gayretine girer. Zira paketin sahibi öldürülmüştür. İşte Pirselimoğlu’nun ilk filminden, kitaplarından hep esamelerini okuduğumuz, sonrasında da tek bir filmin (Ben O Değilim)konusu olacak kadar ete kemiğe büründürdüğü başka bir kimliğe geçme hali Pus’ta yavaş yavaş belirginleşmeye başlar. Paketten çıkan silah, adres ve fotoğraf hem Reşat’ın hem de Emin ile Türkan’ın hayatını geri dönüşü olmayacak şekilde değiştirir. Hem intihar hem de cinayeti içinde barındıran Pus için üçlemenin ölümle en çok hemhal olan ayağıdır diyebiliriz.
Pirselimoğlu’nun tüm filmlerinden aşina olduğumuz bakan karakterleri, Reşat özelinde yine karşımıza çıkmaktadır. Birçokları nezdinde görünmez olan karakterlerin, hep bakan, topluluk içerisine bir türlü sirayet edemeyen Reşat, hayattan intihar edecek kadar kopmuş Emin ve yaşadığı hayatı öylesine sürdüren Türkan, bizleri sıkıntıya, sorgulayışa zorlamaktadırlar. Esnaf lokantaları, yarı boş iş hanları, atölyeler, mezbahalar gibi görmeyi asla istemeyeceğimiz mekânlarda geçen Pus, özellikle mezbaha görüntüleri ile Reha Erdem’in Kosmos’da yaptığı önemli bir sorumluluğu da bana kalırsa yerine getirmekte. Hayvanların umarsızca katledilmesi ile görünmez olan insanların umursanmaması tam olarak birbirini sarmalıyor. Hayvanlardan söz açmışken Piselimoğlu Rıza’da hamam böceği ile özdeşleştirdiği karakterini bu kez de kafesteki güvercin ile özdeşleştirdiğini de söylemeyi unutmayalım.

