14.05.2018
Yönetmen Koltuğu: Tayfun Pirselimoğlu
4)Rıza – 2007
Pirselimoğlu‘nun ölüm ve vicdan üçlemesinin ilk filmi olan Rıza, maddi imkânsızlıklar nedeniyle bir insanın sıkışması sonucu dönüşümünü odağına almaktadır. Rıza isimli karakterimizin ekmek teknesi olan kamyonu arızalanır. Yaptırmak için ise azımsanmayacak bir paraya ihtiyacı vardır. Kendisinde hiç para olmadığı gibi tanıdığı hiç kimse de ona borç vermez. Zira Rıza’nın borç istediği kişilere zaten yeterince vereceği vardır. Peki, böylesine sıradan bir hikâye Pirselimoğlu evreninde nasıl bir noktaya taşınır? Pirselimoğlu, sonraki filmlerinde iyice oturtacağı hatta kendisiyle özdeşleşecek olan sinema anlayışının ilk tohumlarını Rıza ile ekmektedir. Hem de oldukça ustaca başarmaktadır bunu.
Rıza’nın kamyonu sadece bir araç değildir öncelikle. Film boyunca hiç görmediğimiz ama aslında filmin gidişatını belirleyen, belki de filmin arzu nesnesi olan kamyon, Rıza’nın işi, evi, yol arkadaşı, kısaca her şeyidir. Rıza, kamyonu olmadan ne yol ne iz ne de başka bir şey bilir. O yüzden de hayata başka bir yerden asılmayı, yol değiştirmeyi aklından bile geçirmez. O nedenle de kamyonunun yakınında bir otelde ve o civarda sıkışıp kalır. Ne geriye ne ileriye adım atamaz. Mıh gibi çakılıp kalmıştır. Bir nevi Kafka’nın sıkışmışlığı sirayet etmiştir Rıza’ya. Zaten Rıza’nın oteldeki hamam böceği ile olan ilişkisi de enteresandır. Kimse tarafından fark edilmeyen, ciddiye alınmayan, şüphelenilmeyen kısacası bir böcekten farkı olmayan Rıza, her defasında kendi temsilini kendi ayaklarıyla ezip, çaresiz bırakır aslında. Otelin koridorundaki akvaryumunda orada durmasının bir nedeni olduğu dikkatlerden kaçmamalı. Akvaryum gibi sınırları belirlenmiş, çıkışsız bir nesne tam da Rıza’nın kapana kısıldığı mekânın, balık da Rıza’nın temsilidir.
İsatnbul’un Saklı Köşelerinde Rahatsız Edici Bir Hikâye
Pirselimoğlu, çoğumuzun görmezden geldiği, kafasını çevirdiği İstanbul’un saklı köşelerinde oldukça rahatsız edici bir hikâyeye ortak ediyor bizleri. Seyirciye mutlu olacağı, tatmin yaşayacağı bir sinema anlayışından uzak olan yönetmenimiz, aksine biz seyircileri zorlayacak hiçbir hamleden çekinmiyor. Rıza karakterinin çıkışsızlığı, bu çıkışsızlığın onu sürüklediği nokta ve her şeye rağmen susmayı bırakmayan vicdanın sesi filmin belli başlı dönemeçleri oluyor. Rıza’nın döndüğü her dönemeç, onun ile birlikte bizleri de yorgun, bitap ve çaresiz bırakıyor. Rıza ile birlikte baktığımız İstanbul’a ise hapishaneyi temsil etme görevinden başkası düşmüyor.

