31.03.2020

İzlenmesi Gereken 20 Japon Filmi

Sansho the Bailiff (Sansho Dayu, 1954) 

Minimalist sinemanın öncüsü Kenji Mizoguchi’nin başyapıtı ”Sansho Dayu”, Orta Çağ Japonya’sından kölelik ve özgürlük meselesi üzerine dramatik kesitler sunuyor. Yönetmen kendi kültürünün geçmişine göz atarken, kötülükle çevrelenmiş merhametsiz ruhlarla ‘özgürlüklerine’ ulaşmaya çalışan iyi karakterleri karşı karşıya getiriyor film boyunca.  Yönetmenin kaydırmalı kamera hareketleri ve uzun plan sekansları filme büyük oranda hakim olurken, duygusal açıdan da yürek burkan çarpıcı sahnelere rastlıyoruz elbette… Özellikle anne-oğulun yıllar sonra kavuştuğu anı resmeden kumsaldaki final, sinema tarihinin en etkili anlarından biri.

Tokyo Story (Tokyo monogatari, 1953) 

Kimilerine göre, Japon sinemasının büyük ustası Yasujiro Ozu’nun en iyi filmi olan “Tokyo Story”, yaşlılık, aile ve yalnızlık üzerine duygusal bir şehir masalı anlatıyor. Sarsılan aile bağları, modern yaşamla tersine dönen ilişkiler, kuşak farklılığı ve çatışmalar, Ozu’nun mesafeli fakat sahici duygusal tavrı içinde hayat buluyor. Kameranın genellikle sabitlendiği uzun planlarla çevrili bir sinema dilinin  damga vurduğu “Tokyo Story”, Ozu sinemasına henüz başlamayanlar için giriş niteliği taşıyan bir film aslında.

Woman in the Dunes (Suna no onna, 1964) 

Hiroshi Teshigahara’nın Kobo Abe’nin aynı adlı eserinden uyarladığı “Woman in the Dunes”, bir böcekbilimcinin, gizemli bir kadının kumlarla çevrili bir çukura gömülmüş evine hapsolmasından sonra yaşadıklarını anlatıyor. Gerçekle düşün iç içe geçtiği karabasanvari bir atmosferde karakterin ruhsal karmaşalarına, gelgitlerine ve hayatta kalma savaşına odaklanan bu uzun ama nefessiz izlenen film, tek mekan odaklı filmler içinde önemli bir yere sahip.

Branded to Kill (Koroshi no rakuin, 1967)

Japon Yeni Dalgası’nın en çılgın ismi Seijun Suzuki’den yenilikçi, orijinal ve ‘arıza’ bir gangster filmi. Bu türün belki de ilginç örneklerinden biri olan filmde yönetmen hem kurguyu hem de görsel dili yapıbozuma uğratarak biçimsel açıdan dahiyane bir üslup tutturuyor. Yönetmen bundan bir önceki filmi “Tokyo Drifter”da da görsel açıdan adeta bir renk cümbüşü yaratıp lineer hikaye kurgusunu farklı bir boyuta taşımıştı. Sonuçta, şiddet yüklü bu iki estetiksel film, suç filmlerinin başyapıtları arasında anılmayı hak ediyor.

12345