31.03.2020

İzlenmesi Gereken 20 Japon Filmi

The Ballad  of Narayama (Narayama-bushi kô, 1983) 

Listedeki ikinci Shohei Imamura filmi olan Altın Palmiye ödüllü “The Ballad of Narayama”, tanımadığımız bir kültürün köy yaşantısına davet ediyor seyirciyi. Farklı bir topluluğun birbirleriyle ilişkilerini ve doğanın içinde kendilerini ifade ediş biçimlerini, inceliklerle dolu bir anlatımla aktarıyor Imamura. Filmin çoğu anı insanın en ilkel duygularının dışavurumuyla ilgili aslında. Bu açıdan filmin dile getirdikleri ‘yerel’den evrensel boyutlara ulaşıyor bir süre sonra…

Harakiri (Seppuku, 1962)

Listedeki ikinci Kobayashi filmi. Yönetmen bu sefer 17. yüzyıl Japonya’sında, ‘harakiri’ye ve samuraylara gerçekçi, eleştirel ve cesur bir gözle bakıyor. Büyük ihtimalle izleyeceğiniz en farklı samuray filmi bu. Ağır tempo, uzun süre ve yine uzun diyaloglara karşın finale doğru izleyicisini sabrı dolayısıyla ödüllendiren, yüksek bir sinema duygusuna sahip bir eser “Seppuku”.

Laputa: Castle in the Sky  (Tenkû no shiro Rapyuta, 1986)

Hayao Miyazaki’nin belki de en iyi işi olan “Castle in the Sky”, tam bir anime klasiği. Yaratıcı motiflerle dolu bilimkurgusal evrende iki çocuğun macerasını saat gibi işleyen bir ritim duygusu ile anlatan usta bu filmde de yine hayalgücünü zorluyor ve bize, ‘fantezi’nin sınırlarını aşıp günümüze dair önemli mesajlar içeren bir hikaye sunuyor.

 

Yojimbo (Yojinbo, 1961)

Kurosawa “Yojimbo”da Amerikan westernlerinin sıklıkla kullandığı ‘kasabaya gelen yabancı’ temalı öykü konseptini samuray filmlerine uyarlıyor. İki çete arasında kalan kasabayı kurtarmaya çalışan samuray rolünde Toshiro Mifune en iyi performanslarını birini sergiliyor filmde. Ama “Yojimbo”nun en önemli tarafı, yönetmenin samuray filmlerine damgasını vurmuş tüm belli başlı öğelerini içinde barındırması. Bu açıdan Kurosawa sinemasına yabancı olanlar için tanıtıcı bir işlev görüyor film.

In the Realm of the Senses (Ai no korida, 1976) 

Sinemanın en tartışmalı eserlerinden “Ai noi korida”, cinselliğin gizil yönlerini kurcalayan son derece sert bir iş. Gerçek bir öyküden uyarlanmış olan film, iki aşığın hastalıklı boyutlara varan tutku öyküsünü perdeye aktarıyor.  Nagisa Oshima, filmde, sinemanın açılması cesaret isteyen kapılarını aralayıp zorlayıcı ve cesur sahnelerle dolu, “saplantı”nın en uç boyutlarını resmeden bir başyapıt sunuyor. Özellikle final sahnesinin, -yönetmenin “gösterme” konusundaki tavizsizliğini hesaba katarsak- zamanında neden çok fazla tepki aldığını anlayabiliyoruz.

12345