01.06.2017

O AN: Black Swan

Bir Kuğunun Çırpınışları

Darren Aronofsky’in Black Swan filmi gerçek hayat öyküsünden alınmış kusursuz bir psikolojik gerilim. Tchaikovsky’nin Kuğu Gölü bale gösterisi etrafında dönen Nina’nın kendini keşfediş hikâyesi. İnsanoğlunun iyi ve kötü yönleri bir arada taşıdığına oldukça güçlü bir kanıt olan Black Swan, yarattığı atmosfer, oyunculuklar ve dans gösterileri ile hafızalardan silinmeyecek bir yapım kuşkusuz. En önemlisi ise Leon filmi ile performansına âşık olduğumuz küçük kız Natalie Portman’ı, kendine hayran bırakan olağanüstü bir kadın olarak izlememiz sanırım. Portman’ın bu eşsiz performansının o yıl hem SAG hem de Oscar ödüllerini kucakladığını ekleyelim. Peki, her sahnesi birbirinden etkileyici filmin Portman’ın izleyenlerin gerilen sinirlerini iyice altüst ettiği final sahnesi nasıl unutulur?

Görüntü Nina’nın Beyaz Kuğu olarak sahneye çıkmasıyla başlar. Kuğu Gölü gösterisinin son sahnesi başlamıştır. Nina inanılmaz çabalar, buhranlar sonucu hak ettiği rolü almıştır; gösteride hem Siyah hem de Beyaz Kuğuyu oynar. Gösterinin son sahnesine kadar her şeyi kusursuz yaptığı gibi yine öylesine kusursuz dans eder. Lakin anlayamadığımız bir şekilde bu kusursuzluğuna hiç de denk düşmeyen bir ifade vardır yüzünde. Acı çekiyordur adeta. Gerçi Beyaz Kuğu‘nun ürkek ve çekingen haline uymuyor da değildir bu hali. Aronofsky, bu dans performansını Nina’nın peşi sıra koşuyormuşçasına bize sunar. Sanki Nina’nın gölgesiymiş gibi biz de onunla dans ederiz. Nina ile soluksuz kalıyor en önemlisi ise onunla birlikte kanar, acı çekeriz. Zaten filmin başından beri sinirleri fazlasıyla gerilen seyircinin tabiri caizse elinin ayağının boşaldığı, kalp ritminin bozulduğu anlar yaşanır. Zira Nina ile seyirci arasında Aronofsky öyle bir katarsis kurmuştur ki bir nevi benliğimizi alıp Nina’nın bedenine yerleştiririz. Nina, Beyaz Kuğu’nun intihar edeceği tepeye çıkar. Arkasındaki Güneş temsilinin önünde kollarını(kanatlarını) açtığı sahne tam olarak akıllara çarmıha gerilmiş İsa’yı getirir. Nina’nın başındaki tacı da onun halesidir. Nina da İsa gibi anlaşılamamış ve onu anlamayan insanlar tarafından bir nevi kurban olmuştur. İşte bu sahnede devleştiği anlarda Nina önce Rothbart’a sonra Prens’e son olarak ise seyircilere bakar. Ve seyircilerin arasındaki birinde kalır; o kişi annesi Erica’dır. Erica ağlayarak kızını izliyordur. Bu esnada göz göze gelen anne ile kız arasında gözlerle yapılan konuşma unutulacak gibi değildir. Bazen sözlerden çok daha anlamlıdır gözlerle anlatılanlar. Ve annesi ile de vedalaştıktan sonra Nina, Beyaz Kuğu’nun intiharını gerçekleştirmek için kendini aşağıya atar. Nina, Beyaz Kuğu ile birlikte kendi hayatının da son düşüşünü yapar; daha sahneye çıkmadan önce nevrozları sırasında kendine sapladığı camın açtığı yara onu son nefesine yaklaştırmıştır. Aşağıdaki yatağın üzerine düşen Nina’nın başına alkışlarla kuğular –özellikle Nina’nın öldürdüğünü zannettiği Lily– gelir. Ve tabii ki ardından Thomas gelerek ona ‘’Küçük prensim’’ der. Nina’nın ölmeden önce duymak istediği sözlerdir bunlar. Daha sonra yarasını fark eden Thomas şok olur. Ve şu diyalog geçer aralarında:
Ne yaptın sen?
Onu hissettim.
Ne?
Kusursuz. Kusursuzdu.
Nina bu sözlerin ağzından dökülmesinden sonra büyük bir huzurla tavandaki ışıklara bakar. Bir nevi gökyüzüne(Tanrı’ya) bakar. Müzik yükselir, beyaz ışık her tarafı kaplar. Bu sahnede Nina’nın gözünden görürüz her şeyi, biz de beyaz ışığın içinde kayboluruz. Nina sonsuzluğa kavuşur. Tıpkı daha önce de belirttiğimiz gibi İsa misali nur kaplamıştır her bir tarafını.