26.12.2017

O AN: Call Me By Your Name

Sancılı Bir Büyüme Hikâyesi

Luca Guadagnino, Io sono l’amore ve A Bigger Splash ile üzerimizde yarattığı intibayı son filmi Call Me By Your Name ile daha da yükseğe, ulaşılmaz bir noktaya taşıdı. Aşk, kaçamak, arzu, keşfediş gibi birçok kavramın en saf haliyle vücut bulduğu Guadagnino sineması bu kez tüm bunların çok daha mükemmel bir buluşmasını gerçekleştiriyor. En basit haliyle Elio (Timothée Chalamet) ile Oliver’ın (Armie Hammer) birbirine âşık olması ve kısa bir süreliğine ilişki yaşaması olarak okunabilecek film, elbette çok daha fazlası. Kimine göre bir aşk hikâyesi kimine göre bir LGBTİ filmi kimine göre de bir İtalya güzellemesi olarak kabul edilebilecek Call Me By Your Name, aslında sancılı bir büyüme hikâyesi. Başkarakter Elio’nun hem kendini keşfettiği hem de kuşkusuz hayatının aşkı ile tanıştığı süreci perdeye yansıtan Guadagnino, özellikle final sahnesiyle çoğu izleyicinin gözyaşlarını tutamamasına neden oluyor.

Her bir anıyla seyircinin aklını baştan alma potansiyeline sahip filmin, seyirci olarak özdeşlik kurduğumuz Elio’ya yaşattıkları saymakla bitmez: İlk aşk, ilk deneyim, arzularınla ilk tanışma, ilk tutku ve daha niceleri… Peki, ilk acı? Elio’nun birkaç ayla sınırlı bu sürecinde tüm kalp çarpıntısına, heyecanına dayanabiliriz de hayatı boyunca yaşadığı ilk gerçek anlamda acısına dayanmak pek de mümkün değildir. Bir an bile peşini bırakmadığımız Elio’nun hayatının en önemli süreçlerine beraber tanıklık ederken onu elbette acı gününde bırakıp gitmek mümkün olmaz. Elio, delilercesine âşık olduğu Oliver’in evlenmek üzere olduğunu öğrendikten sonra acısını yaşamak için şöminenin başına oturur.

Son Kez Sevmek…

Mevsim yazdan çoktan kışa dönmüş, dışarıda kar yağmaktadır. Hüznün, inzivanın, kasvetin mevsiminde vurur Elio’yu hayatının en acımasız silahı. Aşk acısını birçok yaşıtından daha ağır yaşamak biçilmiştir ona ne de olsa. Zira tarifi mümkünsüz bir aşka tutulduysan acısı da o denli tarifi mümkünsüz olur değil mi? Oliver’ını kaybettiğini anlayan Elio, gözyaşlarını sessizce için için akıtır. Ne de olsa çırpınmanın bir anlamı olmadığını bilir. Şöminede yanan ateş, Elio’nun içinde yanan ateşin bir yansımasıdır sadece. Elio, “Söylemek mi daha iyi yoksa ölmek mi?” ikileminde söylemeyi tercih eder ama yine de ölmekle eş değer bir acıyı yaşamaktan kurtulamaz.

Bu anlarda Guadagnino, kamerayı Yasujiro Ozu’nun tatami (yer minderi) açısında tutarak Elio ile tam olarak aynı açıda olmamızı ister. Ortam sesi olarak şöminede yanan odunların cızırtısı baskınken arka fonda çalmaya başlayan müzik, egemenliği eline almakta geç kalmaz. Sufjan Stevens’ın muhteşem Visions Of Gideon adlı parçası, Elio’nun duygularının da tercümanı olur adeta: Son kez dokunmak, son kez öpmek, son kez sevmek… Son kez… Bu anlarda Guadagnino, Elio ile seyirci olarak kurduğumuz katharsisi kırmak için Elio’nun yanından jeneriği akıtır. Ama ne fayda… Ne akan jenerik ne de Elio’nun arkasında yemek masasını hazırlayanların gelip geçişleri ile hayatın tüm acısına rağmen devam ettiğinin altının çizilmesi Elio ile birlikte akıtılan gözyaşına engel olamaz. Seyircinin jenerikte koltuğu mıh gibi çivilendiği başka kaç tane film vardır açıkçası merak etmemek elde değil.