08.05.2017

O AN: El Topo

Hıristiyanlık ile İlluminati Aynı Sahnede

Şilili Alejandro Jodorowsky, az ama öz sineması ile bizleri buluşturan, sinema tarihinin en nevi şahsına münhasır yönetmenlerinden biridir. Sürrealist sinemanın en önemli isimlerinden biri olan Jodorowsky, yarattığı dünyalarda özellikle din eleştirisi yapmayı her filminde kendine görev bilmiştir. Bir ateist olan Jodorowsky, dünya üzerinde kendine kitle bulmuş tüm dinler hakkında fazlasıyla bilgiye sahip biridir aynı zamanda. Bu birikimi sayesinde de din eleştirisini yaparken bu dinleri, özellikle de Hıristiyanlığı fazlasıyla perdeye yansıtır. Yani bir nevi mistisizm konulu filmleri andıran yapımlara imza atan Jodorowsky, aslında alt metinde bu dinleri yerden yere vurur. Yönetmenin kült mertebesinde olan başyapıtı El Topo bünyesinde, dünya üzerindeki en önemli peygamberlerin temsilini buluştururken aynı zamanda Hıristiyanlık dinini hedef tahtasına oturtmayı tercih eder. Üstelik bu hedefteki dine oklarını illuminati ile yollamaktan da geri durmaz. Zira Jodorowsky, illuminati simgelerini, kartlarını ve akla gelebilecek tüm imgelerini filmlerine imtina ile yerleştiren biridir. Bahsedeceğimiz sahnede ise hedefindeki Hıristiyanlık ile illuminatiyi tek bir bedende buluşturarak, şeytanın aklına gelmeyecek bir sahneye imza atmıştır.

Jodorowsky’nin sürrealist evreninde yarattığı bir kasabadayız. Bu kasaba halkının Hıristiyan ve oldukça faşizan bir yapısının olduğunu söylememe gerek yok sanırım. İşte bu çocuklar hariç kendimizi asla yakın hissetmeyeceğimiz, insan müsveddelerinin ayininde başlıyor sahne. Her türlü kötülüğü yapıp, günahı işleyip, ayinde günahsızları oynayan hatta mucize yaratacağını zanneden zavallıların yüzlerindeki hipnoz olmuş bakış, gerçekten tüyler ürpertiyor. Ve o an orada olanların tek istediklerinin, yaptıkları türlü günahları onlara unutturacak bir şov olduğunu anlamak güç değil.

Muhteşem Bir Din Eleştirisi, Saykodelik Bir Fırtına

Rahibin aslında onlardan gizli emniyetini açarak, tek kurşun ile ellerine verdiği silah, zavallı insanlığın kendini tatmin etmek için kullandığı bir kutsal bir metadır adeta. Silaha adeta kutsal bir metaymışçasına dokunmak için kendilerinden geçen insan güruhunu, Jodorowsky Tanrısal açıdan vererek, onların zavallılığını, acizliğini daha etkili bir şekilde gözler önüne serer. Bu zavallı topluluğun aslında tapındığı tek gerçeğin silah olduğu apaçık ortadadır. Zira bugüne kadar ve bugünden sonra da hep silahın vahşetinin gölgesinde yaşayacaklardır. Bir başka açıdan da her kafalarına dayadıklarında patlamayan silahı penise de benzetmek mümkün. Ve her dayanan kafada patlamadıkça kilise ahalisini zevkin doruklarına çıkartan silahın oyunu, bu tiksinti verici hayatlara dâhil olmamış genç din görevlisi tarafından bozulur. Ve bu günahlarıyla pisliğin içine batmış topluluğun felaketi, küçücük, masum bir çocuktan çıkar ne yazık ki. Tıpkı rahibin dediği gibi sirk sona ermiştir. Lakin ne zamana kadar? Dinlerin peşinde giden kitlelerin hipnoz halini, mucizelerle, yalanlarla kendini tatmin eden zavallı insan güruhunu gözler önüne seren bu sarsıcı sahnenin yükü gerçekten çok ağırdır. Jodorowsky’nin kendisinin ve oğlunun perdede arz-ı endam ettiği, yarattığı etki ile saykodelik bir fırtına yaratan muhteşem filmin en çarpıcı sahnesi ile sizleri baş başa bırakıyorum.