15.06.2017

O AN: Fish Tank

Bir kadın tarafından, kadın gözüyle, kadının görmek istediği şekilde perdeye yansır Mia.  

Andrea Arnold’un Kitchen Sink Realism akımından etkilenerek perdeye yansıttığı Fish Tank, sinemada kendine yer bulmuş sayısız büyüme hikâyelerinden biri aslında. Fakat Fish Tank, birçok kez perdede izleme şansı bulduğumuz çetrefilli büyüme hikâyelerinden birçok yönüyle ayrılmaktadır. Bir kadın tarafından, kadın gözüyle, kadının görmek istediği şekilde perdeye yansır Mia (Katie Jarvis). Mia asla erkek tarafından bakılan değil aksine bakan konumundadır. Arnold, kamerasını da Mia’nın yanına, ona tüm hikâye boyunca eşlik edecek bir arkadaş eyler. Böylece, hayatının en büyük engelini atlamak üzere olan Mia’yı ondan bir an bile ayrılmayan kamera ile birlikte izleriz. Lakin hep onun bakış açısından ve hep onun izin verdiği kadarıyla. İşte Mia’nın büyümesini tamamlamasının ete kemiğe büründüğü anlarını izlediğimiz sahne ise, oldukça can alıcıdır.

Mia, ateşe kapılan pervane misali kendini Conor’a bırakır.

Mia, uzun süredir izlediği annesinin sevgilisine oldukça derin hisler beslemektedir. Michael Fassbender’in hayat verdiği Conor, Mia için de annesi için de bir arzu nesnesi konumundadır. Conor, Mia ile ilk tanıştığı andan itibaren ona yakın davranmış, bu da Mia’nın hislerini daha da çok palazlandırmıştır. Mia, annesi ve kız kardeşi uyurken katılacağı dans yarışması için hazırladığı kareografisini, Conor’a sergiler. Adeta suda süzülen bir balık misali, estetik kıvrımlarla dansını icra eden Mia’yı izleyen Conor, adeta kendinden geçer. Ve avını yakalamaya çoktan karar vermiştir. Daha önceki bir sahnede ne de olsa Conor’un suda yüzen balıkları avlamak konusundaki maharetine aşinayızdır. Tıpkı suda elleriyle yakaladığı balık gibi Mia’yı yanına çağırır Conor. Avının ellerine tuzağa düşeceğini bile bile gider Mia. Adeta ateşe atılan pervane misali. Zira Mia, Conor’un daha önce balığı yakaladığında ona ne yaptığını bizzat görüp, şahit olmuştur.

 

Mia, akvaryum dışındaki hayata yelken açar.

Mia, her şeyiyle kendini Conor’a bırakır. Conor ise tıpkı daha önce yakaladığı balığa yaptıklarını tekrarlar. Balığın ağzına nasıl uzunca bir sopa sokarak onu öldürdüyse şimdi de Mia’nın çocukluğunu oldukça büyük olduğunu iddia ettiği penisi ile öldürür. Mia’nın da bu ölüme bir itirazı yoktur. Zira tıkanıp kaldığı akvaryumdan artık çıkmak istemektedir. Her ne kadar akvaryumun dışı tehlikelerle dolu olsa da yaşamak çok daha zorlu olsa da o tüm acısına rağmen bu oldukça sancılı geçen çocukluğuna bir son vermek ve özgürlüğüne kavuşmak ister. Mia, akvaryum dışındaki hayata böylece yelken açar.