11.09.2017

O AN: Gouttes d’eau sur pierres brûlantes

Ozon ile Fassbinder Harikası

Fransa sinemasının en sıra dışı ama bir o kadar da başarılı isimlerinden olan François Ozon’un ilk dönem harikalarından Gouttes d’eau sur pierres brûlantes, değeri azımsanmayacak filmlerden. Bu başarıda ilk olarak Yeni Alman Sineması’nın öncülerinden Rainer Werner Fassbinder’in kaleme aldığı senaryonun etkisini kabul etmek gerek. Fassbinder gibi tabuları yıkan, aykırı bir sinemanın mimarının tiyatro oyunu olarak yazdığı senaryo, Ozon gibi Fassbinder ve daha nice ustanın yolundan yürüyen yönetmenin gözüyle perdeye taşınan bir film karşımızdaki. Özellikle cinsellik anlamında hem kendi hayatlarında hem de icra ettikleri sanat alanında yeni bir soluğun, özgürlüğün temsilcisi olan hayran olunası ikili, tüm maharetlerini bu müstesna filme aşılamaktan kendilerini alamamış olmalılar.

Dram ile komedinin kol kola bir dans sergilediği filmin, başta müzik olmak üzere renk, görüntü, kadraj ve kamera oyunlarıyla adeta seyirciyi ihya ettiği asla yadsınamaz. Baştan sona tek mekânda geçen filmimiz genç Franz (Malik Zidi) ve orta yaşlı Léopold (Bernard Giraudeau) arasında filizlenen aşk ile başlar. Daha sonra bu ikilinin arasına Franz’ın eski sevgilisi Anna (Ludivine Sagnier) ile Léopold’un eski sevgilisi Véra (Anna Levine) da katılır. Filmin başından itibaren kısıldığımız evin içi nihayet gelen konuklarla birlikte biraz hareketlenmiş, Franz’ın melankolik ruh durumundan bir nebze olsun sıyrılabilmişizdir. Gay, biseksüel, trans gibi farklı yönelimlere ait kişilerin tam olarak bir araya gelip birlikte hareket ettikleri tek bir sahne ise hem tasarım hem müzik hem de taşıdığı anlam bakımından apayrı bir yerde konumlanır filmin geneline göre.

Tüm Filmin Özü Tek Bir Sahnede

Tony Holiday’in unutulmazlarından olan Tanze Samba mit mir parçası eşliğinde bu her biri hem karakteri hem de cinsel yönelimiyle bir başka rengi temsil eden karakterlerimiz pencerenin önünde adeta profesyonelce bir temsili yerine getirirmişçesine dans ederler. Bu dansı aynı zamanda aralarında duygusal yakınlaşmalar olan karakterlerin grup seksi olarak da düşünebiliriz. Léopold’un danstaki liderliği, kendinden emin olması Anna’nın mutluluğu, Léopold ile sürekli kesişmesi, Véra’nın arada kalmışlığı hep bir şeyler anlatmakta elbette.  Lakin Franz, diğerlerinin aksine dansta sürekli tedirgin, aksak ve başarısızdır. Her ne kadar diğerlerine bakıp ayak uydurmaya çalışsa da bir türlü tam anlamıyla beceremez.

Bir bilememezlik ve ürkeklik her halinden hissedilir Franz’ın. Zaten üç kanatlı pencere önünde dizilen dört karakterin birinin kenara iteleneceğini Ozon sinemasına aşina olanlar hemencecik anlayabilir. Zira Ozon, pencere kanatlarını karakterleri için bir çerçeve olarak kullanır bu filmde de olduğu gibi. Daha önceki sahnelerde bu pencere kanatlarından birine yerleşen Franz, yaşanılanları sorgulamaya başlayınca yavaş yavaş kenara ötelenir. Dansın sonlarına doğru Franz’ın tamamen kenarda olduğunu görmekteyiz. Franz’ın bu durumunu sezen seyirci zaten bir sonraki sahneleri daha da anlamlı izleyecektir. Zira dans anında yaşananlar filmin finali de dâhil olmak üzere bundan sonra yaşanacakların öncülüdür ne de olsa.