13.06.2017

O AN: Låt den Rätte Komma in

İsveç’ten gelen muhteşem bir başyapıt.

John Ajvide Liduist’in aynı adlı romanından beyaz perdeye uyarlanan Låt den Rätte Komma in, İsveç’ten gelen muhteşem bir başyapıt. Låt den Rätte Komma in, hem bir vampir filmi olması hem Avrupa yapımı olması hem de klasik vampir filmlerini alaşağı etmesiyle ilk etapta daha dikkati çekmeyi başarmıştır. Tomas Alfredson’un yönettiği bu eşsiz yapım, romanın yakaladığı başarıdan geri kalmayarak geniş kitlelere ulaşmış, ödüllere boğulmuş ve elbette Hollywood tarafından da kıskanılmıştır. Zira birkaç yıl sonra hemencecik remake hali ile bir kez daha perdede arzı endam etmiştir bu eşsiz hikâye. Tabii bu beyhude çaba aslını yüceltmekten öteye gidememiştir.

Birbirlerinin acılarını görmüş, yaralı yerlerine dokunmuşlardır.

Sorunlu bir çocukluk geçiren ve bir nevi kaybeden olarak çizilen Oskar, vampir olan Eli ile tanışır. İlk başlarda daha doğrusu Eli’ye âşık olana kadar onun vampir olduğunu bilmeyen Oskar, gerçeği öğrendikten sonra ise asla yolundan şaşmaz, bir an için bile tereddüt etmez. Zira Eli, onun gibi yalnız biridir. Ve bu iki yalnız ve sorunlu karakter birbirlerinin acılarını görmüş, yaralı yerlerine dokunmuş, iyileştirmişlerdir ne de olsa. Oskar annesi ve çevresindeki yaşıtlarıyla kuramadığı ilişkinin kat be kat fazlasını Eli ile Eli ise yalnız ve kaçarak geçirmesi gereken yaşamında sırrını tutacak, ona inanan yegâne kişiyi (Håkan dışında) bulmuştur. Uzun lafın kısası bu aykırı karakterlerimiz birbirlerine tutulmuşlardır. Artık birbirleri için yapmayacakları şeyleri yoktur. Peki, bu aşkın tam da resmiyet kazandığı sahnede neler olmuştur?

Siyah ile beyazın kırmızıyla buluştuğu enfes bir an.

Eli, Oskar’ın sayesinde onun yardımıyla kendisini öldürmeye gelen adamı kısa sürede alt eder. Böylece güzelce beslenmiş de olur. Zira Eli, hayatta kalmak için insanları öldürmek zorunda olmaktan dolayı çok dertlidir. Bu mecburi ziyafet bu nedenle onun için oldukça iyi olmuştur. Oldukça zahmetli bir ziyafet olduğundan dolayı Eli’nin eli, yüzü ve tam da arzu nesnesi olacak olan ağzı, dudakları kanlar içerisindedir. Bu kanlı hali onu fazlasıyla çekici hale getirmiştir. Elbette biraz önce koca adamı alt edebilmiş olması da onu ayrıca büyüleyici kılmaktadır. Eli, ilk olarak hayatta belki de boynuna dişlerini geçirmeden sadece sarılabileceği tek insan olan Oskar’a kollarını dolar. Oskar ise vampir olduğunu bildiği Eli’nin üstelik arkadan ona sarıldığı an bırak kuşkulanıp, korkmayı aksine bir an öncesine göre daha güvende hisseder kendini. Tüm bunlar da bu muhteşem, saf, çıkarsız aşkın resmiyet kazanacağı anlara ev sahipliği yapar. Sinema tarihinin en masum ama en kanlı, en seksi olmayan ama en etkileyici öpüşmesi hayat bulur. Siyah ile beyazın kırmızıyla buluştuğu enfes bir an.