17.01.2018

O AN: Raw

Mert YILDIRIM

Fransız yönetmen Julia Ducournau’nun ilk uzun metrajlı filmi olma özelliğini taşıyan Raw, aykırı duruşuyla geçen yılın en tartışılan filmlerin arasındaydı. Kimi izleyicinin beğenisini kazanırken kimi izleyicinin de nefretini kazanan bir yapım oldu. Ducournau, bu filminde Justine karakterini derinlemesine irdeleyip onun oldukça zorlu geçen büyüme hikayesini anlatıyor bizlere.

Justine, birçok izleyici için empati kurulması zor bir karakter. Film boyunca onun kendini bulması ve kendi vahşiliğinin farkına varma süreci oldukça sancılı bir şekilde gerçekleşiyor. Yaşadığı tecrübeler bizleri onun asıl kimliğine bir basamak daha yaklaştırıyor. Julia Ducournau’nun başarısının sırrı kuşkusuz yansıtacağı karakteri iyi tanımasından kaynaklanıyor.

Bu sahne filmin gidişatı için oldukça önem taşımaktadır. Ayna karşısında sözleri oldukça rahatsız edici bir şarkıyla dans eden genç bir kızı görüyoruz bu sahnede. Justine’in kendi gerçekliğinin daha fazla farkına vardığını fark ediyoruz. Başlangıçta gördüğümüz Justine’den tamamen farklı birine dönüştüğünün belki de en somut hali bu sahnede gizli.

Bu sahnede Justine narsisizmin doruklarını yaşamaktadır. Aynaya bakması onun kendi benliğini hatırlamasına yardımcı olur. Bu yüzden ayna onun için bir kendini keşfetme araçlarından birisidir. Ayna onun kendi kimliğini tanıması ve benimsemesi konusunda oldukça büyük önem taşır. Onun sahnenin başlangıcındaki ürkek duruşu bir süre sonra narsistliğe dönüşür. Bu durum karakterimizi bambaşka bir boyuta taşır. Aynaya bakması o anda olduğunu ve anı yaşadığını ifade eder. Çünkü özne bizzat oradadır. Ayna şimdiki zamanı temsil eder çoğu zaman. Dolayısıyla Justine o anda kendi kimliğini keşfetmeye daha çok yaklaşmıştır. Hatta bir kabullenme aşamasına geçtiğini bile söyleyebiliriz.

Şarkı sözlerine baktığımızda oldukça rahatsız edici içeriğe sahip olduğunu fark ediyoruz. Bu şarkı sözleri filmin rahatsız edici yönünü kısmen de olsa yansıtmaktadır. Belki de karakterimizin bilinçaltındaki düşünceleri bizler şarkı sözleri aracılığıyla fark ediyoruz. Justine aykırı bir karakter olduğu için düşüncelerinde de birtakım aykırılıklar gizli olabilir. Bu noktada bu şarkı sözlerinin onun bilinçaltının izlerini taşıdığını söyleyebiliriz.

Kalıplara sığmayan karakter: Justine

Büyük bir şevkle ayna karşısında kendisine bakarak dans etmesi hatta aynaya öpücükler kondurması onun kendi benliğini kabul ettiğini gösteriyor bizlere. Bilinçaltında kendini bir türlü kabullenemeyen Justine’nin artık kendini kabullendiğini ve kendisiyle barışık olduğunu görüyoruz.

Aynayı şehvetle öpmesi yine kendini sevmeye başladığının ve cinselliğe duyduğu açlığın sinyallerini veriyor bizlere. Justine’in bu şehvetli hali onun cinselliğe karşı bakış açısını da yansıtmaktadır. Ablasının kıyafetini giymesi yine iyi bir ayrıntı olarak göze çarpıyor. Buradan yola çıkarak Justine’in ablasının yolundan gittiğini veya ablasına dönüşeceğini söyleyebiliriz. Abla – kardeş insan etine duyduğu açlık konusunda birbirlerine oldukça benzer özellikler taşımaktadır.

Şarkı eşliğinde dans etmesi onu bambaşka bir boyuta taşıyor. Sanki Justine kendine ait bir dünya kurmuş ve orada istediği gibi hareket ediyor. Bu yüzden kendine ait bir dünyanın içinde dans etmeye devam eder ta ki ablasının sesini duyana kadar. Ablasının sesini duymasıyla kendi dünyasından kopup gerçekliğe geri döner.

Bu sahnede Justine’nin kendini aynada yalaması filme farklı bir bakış katmaktadır. Yer yer rahatsız edici tonlara sahip bu yalama sahnesi, keskin sert bakışları ve kırmızı rujunun birdenbire bire dağınık bir hal alması onun sınırlara karşı duruşunu ispat ediyor. Kalıplarına sığmayan bir karakter var karşımızda. Dolayısıyla her hareketi bir öncekinden daha aykırı izlenimler barındırıyor. Julia Ducournau, Justine karakteri aracılığıyla izleyenleri rahatsız etmeyi başarabilen cesur bir yönetmen. Risk alıp böylesine güçlü bir filmin üstesinden gelmek çoğu yönetmenin başına gelmez. Bu açıdan büyük bir alkışı hak ettiğini söyleyebiliriz.