22.08.2017

O AN: The Game

Seyirciyi Pençesine Alan Bir Film

Hollywood’un birden çok kült mertebesine erişen filminin mimarı David Fincher’ın akılları baştan alan bir filmi de The Game’dir hiç kuşkusuz. Lakin Seven ya da Fight Club gibi bir başyapıt diyemeyiz The Game için. Zira her ne kadar uzun süresine rağmen seyirci olarak bizleri pençesine alan ve bir an bile nefes almamıza izin vermeyen The Game, yönetmenin yarattığı olağanüstü atmosferden biraz da olsa eksik kalır. Yine de oyunculuklar (Michael Douglas ve Sean Penn), karakter yaratımı, son anına kadar çözülemeyen gizemi, muhteşem akıl oyunları ve baştan çıkarıcı kurgusuyla bir Fincher filminden beklenebilecek her şey vardır neredeyse filmimizde. Üstelik temposu bir an bile düşmeyen böylesine bir filmin tüm süresine bedel olan bir final sahnesi var ki… Final içinde final diyebileceğimiz bu enfes sahnede Fincher tabiri caizse seyircinin sınırlarını zorlamaya niyet etmiştir adeta.

Bitmeyen Bir Oyun

Nicholas, kardeşi Conrad tarafından kendisine hediye edilen oyunun pençesinden kurtulamayacağını anlamış, savaşmaktan ya da ona dayatılan oyunu oynamaktan yorulmuştur artık. Her ne olursa olsun bu oyunu noktalamayı kafasına koymuş olan Nicholas, kendisini en çok tuzağa düşüren Christine’e doğrulttuğu silahıyla konuşur, direktifler verir ama artık asla onu dinlemez. Zira ne zaman onu dinlediyse tuzağa düşmüştür ne de olsa. Fakat elindeki silahın gerçek olduğunu ve Nicholas’ında fazlasıyla ciddi olduğunu anlayan Christine, biraz tedirgin olmuş gibi gözükse de oyunu oynamaya ustalıkla devam eder.

Final İçinde Final

Asansörün açılmasıyla patlayan silah, hedefi on ikiden bulan kurşun, çığlıklar, akan kanlar, gözyaşları ve belki de estetiği, yarattığı şaşkınlığı ile en unutulmaz intihar girişimi ard arda gelir. Öyle ki seyirci olarak hiçbir anı tam olarak takip edemez, gerçek mi, oyun mu olduğunu anlayamayız yine ilk etapta. Fincher sadece Nicholas’ın aşağıya düşüşü esnasında biraz olsun es verir: Nicholas aşağıya düşmez de adeta süzülür. Hatta ölmekte olan birinin hayatının gözlerinin önünden geçmesine bile şahit eder bizleri. Lakin bu süreçte de olanları ölçüp biçmektense sahnenin etkileyiciliğine kapılırız. Retroya bürünecek renkler eşliğinde muhteşem çarpış anı ise cam ile bedenin dile getirilemez ihtişamını yaratır. Fincher tabiri caizse intihar anını o kadar estetize etmiştir ki adeta fetişleştirmiştir. Peki, her şey bu kadar mı? Asıl sürpriz ise bundan sonrasında yaşanır. Fincher, yok artık dedirtecek asıl gerçeğe ise şimdi başlar. Ne mi olur? O kadarını da videoya saklayalım derim.