24.08.2022

Game of Thrones 07×04: The Spoils of War İncelemesi

Game of Thrones 07×04: The Spoils of War İncelemesi

 

Yaşar Anıl Cantepe

Tükidides’in Peloponnes Savaşları adlı, tarihin savaş aktarımlarındaki ilk anlatılarından birisinde ilginç bir anekdot vardır. Anlatıya göre, Spartalılar ile görece gücü Spartalılar’a kıyasla daha az olan Atinalılar arasında çıkacak olan savaşı engellemek için Atinalılar, Sparta’ya elçi gönderir. Sparta, Atina’yı ezmek istemektedir. Elçi Sparta’ya ulaştığında savaş konusunda isteksiz olduklarını belirtir ancak Spartalılar savaş konusunda ısrarcıdır. Sparta’nın savaşı neden bu kadar istediğini soran elçinin aldığı cevap ilgi çekicidir. “Sizi yenebileceğimiz için sizinle savaşacağız”. Tabii bu noktada Atina’nın  o dönem içinde kendi coğrafyasında edindiği yer buna sebep olmuştur.

Atina, Yunan şehir devletleri içerisinde gerek demokrasiyle yönetilmesi gerekse de ekonomik anlamdaki atılımlarıyla parlamaktadır. Bu da diğer Yunan şehir devletlerini Atina’nın bir hegemon olarak ortaya çıkacağı konusunda endişeye sürükler. Bu endişe de, diğer Yunan şehir devletlerini Atina’ya karşı Sparta ile beraber hareket etmeye zorlar. Sparta dönemin bölgedeki en güçlü devleti olarak yerini Atina’ya kaptırmak istememektedir. Bu nedenle de Atina henüz o hegemon sıfatını alacak güce sahip değilken ona saldırır. Atina her ne kadar belli bir anlamda yeni bir güç ise de, askeri anlamda diğer şehir devletlerinin toplam kuvvetinin gerisindedir. Bu yüzden her ekonomik ve teknik anlamda gelişip bunları askeri olarak destekleyemeyen devlet gibi yenilmeye mahkum kalmıştır. “Sizi yenebileceğimiz için sizinle savaşıyoruz” mantığı artık bu bölümle birlikte Game Of Thrones’a da girdi. Hem de belki de bunu sokması beklenen son kişiden. Daenerys Targaryen’dan! Dany bu girişle, zafere giden yolun taşlarını gerekirse kendi elleriyle taşıyabileceğini gösterdi. Hem de kan ve ateşle!

*Yazının Kalan Kısmı Bölüm Hakkında Spoiler İçermektedir

Otto von Bismarck, Almanya birleşirken Prusya’nın sorunlarını -yani Almanya’nın birleşmesinde öncü rol oynaması- konusundaki görüşlerini “bazı sorunları ancak kan ve demir ile çözebiliriz” demişti. Dany de bu bölümle beraber, kendi sorunlarının ancak ateş ve kanla çözüleceğini gördü. Her ne kadar Bismarck daha sonra “Almanya’yı kan ve demir bir araya getirdi ancak kömür ve çelik bir arada tutacak” dese de, bu dönüşüm Dany’nin bir sonraki aşamada düşünmesi gereken şey olacak. Her ne kadar Cersei, Dany’nin sonraki aşamada düşünmesi gereken şeyin şimdiden farkında olup Iron Bank’le borçlarının ödenmesi konusunda anlaşsa da, Dany’nin Highgarden’a ani ve beklenmedik saldırısı bu anlamda onun elini yeniden gözden geçirmesine sebep olacak. Çünkü an itibariyle Cersei, Bsimarck’ın deyimiyle hem kan ve demirden olmuş durumda hem de altından. Cersei seri boyunca hep hafife alındığı anlarda bir sıçrayış gerçekleştirdi. Bakalım bu seferki hamlesinde ne gibi bir sıçrama gerçekleştirecek. Euron Greyjoy bu noktada zıplama tahtası olarak onu bekliyor.

Saldırı gerçekleşmeden önceki kısma dönersek, Dany için High Garden’ı kaybetmesi büyük bir yıkım oldu. Bu noktada, danışmanlarının ona verdiği aklı sorgular hale geldi. Özellikle Tyrion’a olan öfkesi ona artık ilerleyen süreçte daha temkinli yaklaşacağının bir göstergesi. Öte yandan bu kayıp, Dany’yi bir bakıma da olgunlaştırdı. Artık kendi kararlarını alırken daha rahat davranacağı aşikar. Ekstradan bir artı eklemek gerekirse o da Jon Snow’la daha da yakınlaşması. Kuşkusuz, White Walkerlar hakkında Jon’un söylediklerinin Dragonstone’un altında bulunan mağaradaki duvar resimleri ile doğrulanması bu yakınlaşmayı bir adım öteye taşıdı. Ancak Dany’nin Cersei tarafından yeniliyor olması ikilinin yakınlaşmasını bir sonraki aşamaya geçirdi. Öyle ki Dany, napması gerektiği konusunda Jon’a akıl bile danıştı. Fakat aradaki problem henüz aşılmış değil. O problem de Jon’un, Dany önünde diz çöküp çökmeyeceği. Jon, halkının güneyli bir soylu tarafından yönetilmek istemediğini belirtmesine rağmen kapıyı kapatmadı. Hele ki Dany’nin White Walkerlar konusunda Kuzey’e yardım edeceğini bu koşula bağlaması Jon’u iyicene içinden çıkılması güç bir konuma sürükledi. Açıkçası ikisi arasındaki seksüel gerilimi de hesaba katarsak bu sorunu aşmanın tek bir çözümü olacak gibi duruyor. O da ikisinin evliliği.

Dany’nin ani baskınının ise sonuçları biraz daha basit aslında. Kendi açısından konuşmak gerekirse, eylemsizliğin ve gereksiz beklemenin bir faydası olmadığını gördü. Nitekim savaş konusunda da önemli  bir tecrübe  kazandı. Lannister ve Güney Lordları’nın ordularını neredeyse tarumar ederek; Dorne ve Greyjoyların yok edilmesi ile zayıflayan kendi pozisyonunu Cersei ile eşitledi. Hatta öne bile geçti, Iron Bank’e ulaştırılması gereken altınların yolunu keserek. Ancak Dany, danışmanlarının eylemsizlik konusunda çok da haksız olmadığını da gördü. Nitekim, Drogon’un ok ile Bronn tarafından vurulması Dany’nin yenilmez sıfatının kolayca gidebileceğini gösterdi. Artık olaylara karşı daha temkinli yaklaşacağı kesin. Çarpışma anında ise, Dickon Tarly’nin aldığı sorumluluk dikkat çekti. Her ne kadar çekingen tavırları ile ön plana çıksa da Samwell Tarly’nin kardeşi olduğunu cesareti ve yoldaşlığı ile belli etti. Drogon’un ateşinden Jaime’yi de muhtemelen o kurtardı. Benzeri şeyleri Bronn için de söylemek mümkün. Parayı her şeyin önüne koyan Bronn’un farklı bir yönünü gördük bölümde. Sadakat! Çılgın bir Dothraki’den kaçarken yere saçılan altınları ile bakışması ve tercihini ejderhayı vurmaya çalışma yönünde kullanması açıkçası onun kaypaklığının çok dışında bir hareketti. Tyrion, Bronn ve Jaime’yi tekrardan aynı sahneler içinde görmek de güzeldi ayrıca. Bundan sonra Dany cephesinde ne olacağını kestirmek güç. Muhtemelen, Theon Greyjoy’un Dragonstone’a gelmesi ile beraber onlara olan vefa borcunu Euron’un peşine düşerek ödemeye çalışacaktır. Ancak Euron’un Dany için hazırlayacağı sürpriz Dany’yi bu hareketi için pişman edebilir.

Bölüm tamamen, High Garden baskını çerçevesinde geçtiği için dizinin diğer karakterleri ile alakalı pek fazla bir şeye şahit olamadık. Kuzey hareketliydi Arya’nın gelişi ile. Ancak diğer reunionlar kadar duygusal bir geri dönüş olamadı maalesef bu. Oyuncular o duygu yoğunluğunu pek hissettiremedi mi yoksa zaten planlanan bu muydu bilemiyorum. Littlefinger’ın suyu Stark cephesinde ısınmaya yavaştan başladı, Bran’a verdiği hançerin yakında ona ait olduğu ortaya çıkacak gibi duruyor Bran’ın vision’ı sayesinde. Bran demişken, Meera’nın gidişine verdiği tepki ile beraber, artık iyicene üç gözlü kuzgun kimliğini benimsemeye başladığını gördük. An itibariyle Bran, dizideki çoğu gizemin anahtarını elinde bulunduruyor. Jon’un gerçek kimliği, White Walkerların nasıl ortaya çıktığı, Night King’in kim olduğu… Tüm bunlar Bran üzerinden nasıl yansıtılacak ya da onun yarattığı etki nasıl olacak bunlar önemli birer kafa yorma noktası. Ancak şurası kesin ki, Starklar için uzun zaman sonra ilk defa seride işler yolunda gidiyor ama unutmamak lazım hiçbir zaman bunun bir sürdürülebilirliği olmadı. Bakalım bu sefer nasıl bir felaket onları bulacak?