16.09.2023

Kentlerin Fotoğrafını Çeken Filmler

Gürkan ŞEN

Chungking Express

Auteur yönetmen Wong Kar-Wai’nin sinemasında çok kültürlü göstergelere sıkça rastlanır. Hong Kong’un toplumsal ve siyasi durumuyla bağlantılı olan bu öğeler, Hong Kong’un 1840 yılında Çin tarafından İngiltere’ye kiralanması, ardından 1997 yılında tekrar Çin’e devredilmesi sonucu ortaya çıkan kültürel, dilsel karmaşa ve Çin’in egemenliğinin halk üzerinde yarattığı baskının sonucu ortaya çıkan etkilerdir. Bu etkiler “Çin Sendromu” olarak adlandırılır.

Chungking Express filminde de Hong Kong, çok kültürlü yapısıyla var olur. Sarı peruklu Çinli kadın, Hintliler ve Batılılar, Hong Kong’un dar mekânlarından geçip gitmektedir. Bu çok kültürlü yapı, aynı zamanda kültürlerarası geçişliliği de içerir. Faye karakterinin “Kaliforniya Rüyası” da kültürlerarası geçişliliğin öğesidir. Chungking Express, Hong Kong’un dar ev ve dükkanlarında, kalabalık sokaklarında zamanın geçişini fotoğraflarken akıllara kazınan müziğiyle birlikte Faye’nin ve izleyicinin zihninde Kaliforniya imgeleminin de fotoğrafını yaratır.

Sidewalls (Medianeras)

Metropoller belirli bir yaşam pratiği dayatır. Kalabalığın içinde yalnızlığı, büyüklüğün içinde sıkışmışlığı hissettirir. Gustavo Taretto’nun kadrajına aldığı bir metropol olan Buenos Aires de bizim İstanbul’umuz gibi, göğe doğru gelişigüzel yükselen binaların ayakkabı kutusuna benzer dairelerinin güneş almayan küçük pencereleri ardındaki yaşamı yaratır. Bu bireyci yaşam, şehrin dört bir yanını sarmış kablolardan aktarılan elektrik ve internetle sürdürülür. Yemek yemek, müzik dinlemek, film izlemek, sohbet etmek, bankacılık işlemlerini halletmek ve cinsel ihtiyacını karşılamak için elektrik ve internetinin olması yeterlidir. Öyle ki internet, bireyi dünyaya yaklaştırdığı gibi hayattan da bir o kadar uzaklaştırır. Martin ve Mariana’nın birbirini fark etmeleri, kentin dört bir yanındaki karşılaşmalarıyla değil, çevrim içi olarak gerçekleşir. Ancak metropollerdeki modern-bireyci yaşamın kusursuzluğuna halel getiren elektrik kesintileri, çevrim içi bağlantıyı ortadan kaldırır. Mum almak için gittikleri marketteki karşılaşmalarında birbirine temas eden ellerinden çarpan elektrik, metropolü saran ve bireyin boynuna dolanmış elektrik kablolarında çatlaklar yaratır. Ancak onlar, bu çatlaklardaki kaçış çizgini değerlendirmektense evlerinde elektriğin gelmesini beklerler. Birbirlerini çevrim dışı fark etmeleri ise rastlantının irrasyonelliğinde gerçekleşir.

Şehir korkusunu yenmek için şehri flaneur edasıyla dolaşarak fotoğraflayan Martin ve şehrin vitrinlerindeki bir cansız manken gibi fark edilmeden yanından geçip gidilen Mariana, Medianeras filminde yan roldedirler. Başrolü ise “ayrılıkların, boşanmaların, aile içi şiddetin, kablolu kanal sayısındaki patlamanın, iletişim eksikliğinin, umursamazlığın, uyuşukluğun, depresyonun, intiharların, asabiyetin, panik atakların, obezitenin, gerginliğin, güvensizliğin, melankolinin, stres ve hareketsiz yaşam tarzının” merkezi olan Buenos Aires oynar.

Good Time

Martin Scorsese’den el alan Safdie Kardeşler, New York’un arka sokaklarında geçen öyküler anlatmaya devam ediyorlar. New York The Pleasue of Being Robbed, Daddy Longlegs, Heaven Knows What ve Uncut Gems’te olduğu gibi Good Time’da da özneleşerek var olur. Safdie’lerin sinemasında New York üst temayı oluşturmaktadır. Bu üst temada New York, klasik anlatının alışılagelmiş yapısından kopar ve kadraj kentin arka sokaklarındaki kaybeden insanlara döner.

Good Time da New York metropolünün karanlık noktalarında kendi yaşamlarını kovalayan karakterlerin hikayesini anlatmaktadır. Kentin kakofonisi, hareketli kamerayla desteklenir. Metropolün kaosunda tempo hiç azalmaz. Scorsese’nin After Hours’unu andıran bu yapıda Safdie’ler, New York’un fotoğrafını, kaybeden insanlarıyla birlikte kadraja alırlar.