24.08.2022

Berlin Film Festivali: Logan

Mert TANÖZ

Alışık olmadığımız bir süper kahraman hikâyesi

Yönetmen James Mangold Logan ile bizlere alışık olmadığımız bir süper kahraman hikâyesi anlatıyor. Western türüyle flörtleşen filmde son kez Wolverine olarak izleyeceğimiz Hugh Jackman’ı hayatının büyük bölümünü geride bırakmış, bir aileden daha da yakın dostlarının gidişini görmüş ve hayattaki tek amacı babası saydığı Charles Xavier’ı (Patrick Stewart) biraz daha yaşatmak haline gelmiş orta yaşlı bir adam olarak izliyoruz.

Artık Wolverine adını kullanmayan Logan, hayatını bir Uber şoförü olarak kazanmaktadır. Lüks aracıyla insanları oradan oraya taşıyan (Transporter’ı hatırlatmıyor değil) Logan, kazandığı paranın bir kısmını artık gücünü kontrol etmekte zorlanan Charles’ın ilaçlarına harcıyor, kalanını ise Charles’la okyanusa, güvende olacakları bir adaya açılmak için ihtiyaç duydukları tekneye ayırıyor.

Her geçen gün bu rutinden daha da yorulan Logan’ın hayatı ise Meksikalı bir hemşirenin karşısına çıkmasıyla değişiyor. Zira bu hemşire, peşinde kötü adamların olduğu Laura (Dafne Keen) adlı küçük kızı Logan’ın yardımlarıyla Eden diye anılan bir yere götürmeyi amaçlıyor. Ancak daha fazla sorumluluk üstlenmek istemeyen Logan her ne kadar reddetse de Laura Logan’ın yanına gelmeyi ve Charles’ın kanatları altına sığınmayı başarıyor. Kötü adamlarla ilk karşılaşmalarında ise Logan, Laura’nın kendi kızı olduğunu öğreniyor ve Laura ile Charles’ı da yanına alıp Eden’a doğru bir maceraya atılıyor.

Hugh Jackman’ın şanına yakışır bir veda

James Mangold Wolverine karakteriyle tanıştığımız ilk günden beri kafaları kurcalayan soruyu yeniden gündeme getiriyor Logan’da. Hayatı boyunca durup yaşadığı ana bakmamış olan, hayattan keyif almayı başaramayan ve başta Jean olmak üzere tüm sevdiklerini kaybettikten sonra hayatın anlamsızlığını düşünen Logan’ın, yaşamının bu son demlerinde hayattan iyice koptuğunu gösteriyor bize. Zira yalnızca Charles için, Charles’ı korumak için yaşayan Logan, ölümün kapıyı çalması için iyice sabırsızlanır olmuş. Kötülere karşı iyileri savunacak ne takati, ne enerji ne de isteği kalmış, iyiden iyiye aksi bir adam olup çıkmış. Ancak Laura’nın gelişiyle birlikte Logan’ın hayata tutunmak yeni bir bahanesi daha oluyor. Zira haberdar olmadığı kızını bulan biri adam misali Logan, her ne kadar itiraf etmese de kendini sıradan biri gibi hissetmeye, Laura’yı gerçekten de kızı gibi görmeye başlıyor. Kendiyle olan benzerliğinden gurur duyuyor, onu korumak için elinden geleni yapıyor. Ve Jean’in ardından bir daha hissetmeyeceğini sandığı o duyguların içinde yeniden canlandığını görüyor.

Logan ile bizlere daha önce izlemediğimiz bir süper kahraman filmi yaşatan ve istenirse süper kahramanların hikâyelerini efektlerle boğulmadan da anlatılabileceğini gösteren yönetmen James Mangold’un asıl başarısı ise Hugh Jackman’ın şanına yakışır bir veda fırsatı sunuyor olması. Twistlerle değilse de küçük sürprizlerle bizleri şaşırtan, geçmişe götüren film aksiyon dolu sahneleri ise hiç olmadığı kadar sert. Alışmadığımız kadar vahşi bir Wolverine filmi olan Logan135 dakikalık süresi kulağa yorucu geliyor olmasına karşın hemen her dakikasına değiyor. Tüm vahşetine rağmen duygusal bir tarafı da olan Logan kuşkusuz ki en iyi çizgi roman uyarlamaları arasında uzunca bir süre en tepede yer alacak.