02.01.2018

Loving Vincent: Vincent’ten Sevgilerle

İçeriği Önemsiz Kılan Biçim

 

“We cannot speak other than by our paintings…” 

Sinema tarihi, içeriğinden bağımsız bir şekilde değerlendirdiğimiz pek çok film barındırır. Bu durum bazen biçimden bazense filmin ortaya çıkış süreci ve sonrasında yaşanan farklılıklardan kaynaklanır. On iki senelik sürede çekilen Boyhood gibi… Mesela bu yıl Filmekimi’nde izleme şansı bulduğumuz John Carroll Lynch yönetmenliğindeki Lucky, Harry Dean Stanton‘ın son filmi olmasıyla birlikte sinemaseverler için bambaşka bir önem kazandı. İran’da hali hazırda pasaportuna el konulmuş olan ve hapisten çıktıktan sonra A Man of Integrity‘i (Un Homme Integre) çeken Mohammad Rasoulof‘u ve filmini (şartlardan bağımsız müthiş bir film olması bir yana) vicdani bir ön kabulle izleriz vb. Vincent Van Gogh‘un yaşamındaki belli dönemlere ışık tutan Loving Vincent da bu kategoriye girebilecek bir diğer film.

Dorota Kobiela ve Hugh Welchman‘ın yönetmenliğini yaptığı Loving Vincent yedi senelik bir çalışmanın ürünü. Filme üstte bahsettiğim ayrıcalığı katan özelliği ise 125 farklı ressam tarafından çizilen 65.000’den fazla yağlı boya tablosunun bir araya getirilmesiyle oluşması. Yine Linklater‘in Waking Life ve A Scanner Darkly eserlerinden hatırlayabileceğimiz rotoscope tekniğiyle oluşturulan film, önce her bir karesi aktörler tarafından canlandırılıp sonrasında bu performansların tabloya aktarılmasıyla ortaya çıkarılmış. Van Gogh’un ezberlediğimiz tablolarını tek bir öykü içine yedirmeyi amaç edinen Kobiela – Welchman ikilisi içerik olarak çok şey vadetmese de filmin biçimsel harikalığı bu eksikliği hissetmemizi engelliyor.

Sarıyla Çevrili Bir Yurttaş Kane Öyküsü

Loving Vincent, Van Gogh’un ölümünden bir yıl sonrasında geçmekte. Vincent ölmüştür ve arkasında kardeşi Theo‘ya yazdığı bir mektup bırakmıştır. Vincent’ın tablolarında da bolca kullandığı yakın arkadaşı postacı Joseph Roulin bu mektubu Theo’ya iletmesi için oğlu Armand‘ı görevlendirir. Armand, Theo’nun da yaşamını yitirdiğini öğrenir ve film mektubun ulaşmasından çok Yurttaş Kane‘i hatırlatan ölümün ardındaki sırrı kovalayan bir dedektif öyküsüne evrilir. Van Gogh’un intiharı gerçekten bir intihar mıdır? Öyleyse onu bu psikolojiye iten sebepler nelerdir? Van Gogh’un son dönemini geçirdiği Aures’teki insanlarla konuşarak gerçeğin peşine düşen Armand bizi de ezbere bildiğimiz tabloları takip etmeye davet eder.

Post empresyonizm (Art izlenimcilik) akımının bayrak adamı Van Gogh, aynı akımdan arkadaşı Paul Gaugin‘le ettiği kavganın ardından kulağını kesip bir hayat kadınına yolladı. Otuz yedi yaşında tabancayla karın bölgesinden kendini vuran Van Gogh’un eserleri de ölümünün ardından hak ettiği değeri gördü.

Film, ölümü ardındaki bilinmezlik hakkında  ya da sanatçıyı yakından tanıyanlar için Vincent hakkında yeni ya da farklı bir şey söylemiyor. Daha doğrusu bunu görev edinmiyor. Önceliği Van Gogh’un eserleriyle Van Gogh’u anlatmak olan Kobiela – Welchman ikilisi senaryoyu amaç değil araç olarak görüp bu doğrultuda ilerliyor. Ünlü ressamın tablolarının kapalı kutu karakterlerinden biri olan Armand’ı başrole koymak da bu amaca iyi hizmet ediyor. Filme girerken Van Gogh hakkında sınırlı bilgiye sahip olanlar Armand’ın yolculuğu ile birlikte Vincent’ı daha yakından tanıyor, hayranları ise eşsiz tablolarının birbiri ardına geçişine kapılıyor.

Rotoscope Tekniği Avantaj Olduğu Kadar Handikap

Rotoscope tekniğini yağlı boyayı sahnelere dönüştürmek için kullanan film; kullandığı aktör ve aktrislerin, karakterlerin yer yer önüne geçmesiyle dezavantaja dönüşüyor. Vincent Van Gogh’u Robert Gulaczyk‘in, Armand’ı Douglas Booth’un, Marguerite Gachet’i Saoirse Ronan’ın, Joseph Roulin’i Chris O’Dowd‘ın canlandırması, biçime hizmet ettiği kadar izleyicinin atmosferden uzaklaşmasına da sebep oluyor.

The Fountain, Requiem for a Dream gibi filmleri müzikleriyle boyut atlatan Clint Mansell, Loving Vincent‘ta da büyüsünü konuşturuyor. Filmde kullanılan müzikler hem ünlü tablolardan oluşan atmosfere hem de Armand’ın yolculuğuna hizmet etmekte.

Van Gogh’un portreleri, otoportreleri, çiçekleri, buğday tarlaları, Café Terrace at Night, Starry Night ve daha nicesi… Tüm bu eşsiz eserleri 95 dakikaya sığdıran Loving Vincent, başlangıcından kapanış jeneriğine kadar tarihin en önemli sanatçılarından birine yakışır bir saygı duruşu.