03.04.2017

O AN: Antichrist

Filmin hepsine bedel, muhteşem bir sahne.

Dogma’nın kurucularından Danimarkalı Lars von Trier, sinemasını her geçen gün daha da rahatsız edici bir noktaya taşımaya devam eden bir yönetmen. Nihilizmi, sinemasını yaratırken kendine rehber edinen Von Trier, Hıristiyanlık, yaradılış, evrenin sonu, kadınlar, cinsellik, şiddet ve daha nicelerini odağına alır. Tüm bunları beyaz perde ile buluştururken de elinden geldiği kadar seyirciyi rahatsız etmeyi adeta bir görev bilir.

Tüm filmografisinde asla tarzından şaşmayan bu ayrıksı yönetmenimiz Antichrist’de ise çıtayı daha da yukarılara taşıyarak, tarzını benimseyen birçok seyircinin bile ondan ve sinemasından uzaklaşmasına neden olmuştur. Zira Von Trier, sadece seks ve şiddet ekseninde bir aşırılıkla yetinmeyip, zaten sinemasında hep var olan kadın düşmanlığını da ayyuka çıkarmıştır. Film, hikâyesini anlatmaya başladıktan sonra kadını şeytan olarak çizerek,  akla gelebilecek tüm kötülükleri onun omuzlarına bindirir. Lakin oldukça pornografik olan prolog (öndeyiş) sahnesinde, hem sinema tarihine geçecek denli muhteşem anlara tanığızdır hem de Von Trier’in kadın karakteri için hazırladığı misogyny tavrından henüz bihaberizdir.  Böylece filmin hepsine bedel olan bu muhteşem sahne, büyük bir hayranlıkla izlenir.

Her anı imgelerle döşenmiş bir sahne.

Antichrist’i, Von Trier’in seyirciyle girdiği bir cinsel ilişki olarak düşünürsek, bu paralel kurgu ile hayat bulan prolog sahnesini Von Trier’in bizleri cezp etmek için kur yapması olarak tanımlayabiliriz. Bizlere öylesine olağanüstü güzellikte bir sahne ile buluşturuyor ki, ona hayır demek mümkün olamıyor ne yazık ki! Von Trier, anlatacağı hikâyenin bir özeti niteliğinde olan bu sahnede tüm film boyunca karşımıza çıkacakların metaforlarını ya da işaretlerini bizlerle buluşturur. Milim milim her bir anını dikkatlerden kaçmaması gereken imgelerle döşüyor. Bardağın içerisindeki diş fırçası (vajina ve penis) ve yere devrilen içi su dolu şişe (taşan arzular) film boyunca hiç eksik olmayacak cinselliği, banyodaki oyuncak (üç hayvan; ceylan, tilki ve karga) ve masadaki heykelcikler  “üç dilenci”i yani acı, yas ve umutsuzluğu, ters duran çocuk ayakkabıları şeytanı, çalışır durumdaki makine ise her şeyin alt üst olacağını daha filmin başında haber verir.

Hazzın doruklarından bir anda yere çakılmak…

Bu titizlikle döşenen sahneyi izlemeye başladığımızda çiftimiz çoktan sevişmeye başlamışlardır. Duşta başladıkları sevişmeyi yatakta devam ettiren çiftimiz, oldukça şehvetli anlara bizleri tanık ederler. Fakat birazdan uyanarak, evde dolaşmaya başlayan çocuk, şehvetin doruklarına tırmanan ve adeta onlarla birlikte yükselişe geçen seyircinin tüm konsantrasyonunu alt üst eder. Hatta sadece dikkat dağıtmakla da kalmayıp, bizleri büyük bir şoka, şaşkınlığa uğratır. Seks sahnesinin oldukça etkili bir şekilde nihayete ermesi ile çocuğun ölümün kollarına atlayışı aynı anda gerçekleşir. Hazzın doruklarına çıkmışken birden yere çakılmak kelimelerle tarif edilemeyecek denli ustalıklı bir hamledir elbette.

Bu sarsıcı anlar Anthoy Dod Mantle’nin elinden çıkma siyah-beyaz muhteşem görüntüler ile görme duyumuzu, Georg Friedrich Händel’in barok operası Rinaldo eşliğinde duyma duyumuzu esir alarak yaşadığımız hissiyatın etkisini kat be kat arttır. Kendinizi bu görüntülerin, müziğin ve Von Trier’in yönetmenliğine bırakarak bu sahnenin keyfini çıkarmanızı ama kısacık bir süreliğine flulaşan anlara dikkat etmenizi tavsiye ederim.