13.06.2017

O AN: Toni Erdmann

Şimdiden kült mertebesine erişmiş bir final sahnesi…

Maren Ade’nin 2016 yılına tabiri caizse damga vuran filmi Toni Erdmann, prömiyerini yaptığı Cannes Film Festivali’nden sonra istikrarlı bir şekilde devam ettirdiği çıkışını, nihayet Oscar’da Yabancı Dilde En İyi Film dalında son beşe kalarak tamamlamak üzere. Ödülü kucaklaması da muhtemel görülen bu kendine büyük bir hayran kitlesi toplayan film, bir baba ve kızı üzerinden oldukça etkili bir üst orta sınıf eleştirisi yapmaktadır. Üstelik bunu fazlasıyla ayrık, çoğu kişi tarafından benimsenmeyecek bir mizah anlayışıyla kotarıyor Toni Erdmann. Lakin bu belki bir kısım için benimsenmeyecek mizah anlayışının, büyük bir kesim tarafından da oldukça çok sevildiği tartışmasız bir gerçek. Ade, filmin başından itibaren birbirinden etkileyici, unutulmaz sahneler izletiyor bizlere. Üstelik her bir sahnenin etkileyiciliği finale doğru etkisini daha da arttırıyor. Hatta finalde öyle bir noktaya taşıyor ki yıllar sonra hala konuşulacak, unutulmaz anlara bizleri şahit ediyor. Bana kalırsa üzerinden yıllar geçmesine bile kalmadan şimdiden kült mertebesine erişmiş final sahnesi üzerine çokça konuşulmayı fazlasıyla hak etmekte.

İnes ufak bir cinnet geçirir.

İnes’in (Sandra Hüller), özellikle babası ile son dönemlerde yaşadıklarından dolayı oldukça kafası dalgındır. Her zamanki gibi üzüntüsünü ve sıkıntılarını dışarıya yansıtmadan, taktığı maskenin ardında evde bir parti verecektir. Lakin yolunda gitmeyen sebepler İnes’in ufak bir cinnet geçirmesine yol açar. İnes, yolunda gitmeyen şeylerle mücadele etmeyi bırakıp akışına verir (Değiştiremediği elbisesini çıkararak çıplak kalır ve misafirleri çırılçıplak karşılar). Tam da böyle bir anda nam-ı diğer Toni Erdmann (Peter Simonischek) da kızının çırılçıplak ev sahipliği yaptığı partiye şaşırtıcı bir kostüm ile katılır. Ne de olsa şakalarından ayrı olarak düşünmek mümkün değildir onu. İnes’in çıplak ve Toni’nin uzun ve tüylü kostümüyle evde bir süre yaşadıkları, biz seyircilerin gülmekten gözlerinden yaşlar gelmesine sebep olur desem inanın abartmış olmam. Lakin asıl sahnemiz işte tam da bundan sonra başlar.

Sinema tarihinin unutulmayacak anları yaşanır.

Toni evden çıkar. İnes’de üzerine geçirdiği sabahlıkla, ayakları çıplak bir şekilde arkasından gider. İnes, aslında hiç peşini bırakmadığı, asla düşünmekten, sevmekten, özlemekten vazgeçmediği fakat hep aksini yansıttığı babasının arkasından adeta bir kedi yavrusunun annesinin arkasından koşturması gibi koşturur. Bir yandan hala gururunu aşamayarak dönmek için hamle yapar bir yandan da babasını kaybetmemek için adımlarını sıklaştırır. Yaşadığı tereddüt o kadar samimi, bir o kadar da masumdur ki… Lakin aslında her zaman başını türlü dertlere sokan, yanlışlarına hep ayna tutan bu çılgın adama daha fazla uzak durmaya dayanamaz. Ne mi yapar? İşte orayı anlatmamı inanın siz de istemezsiniz. Zira sinema tarihinin unutulmayacak ve belki de daha önce şahit olmadığı o an ancak izlenmeli. Sadece şunu söylemeliyim ki, Ade, birbirine taban tabana zıt olan baba ile kızı bembeyaz ve neredeyse çıplak bir kadın ile simsiyah uzun tüylerle kaplı bir adam temsiliyle simgeler. İnes’in maskesini düşürmüş, savunmasız ve çırılçıplak bırakmıştır. Toni ise biraz daha anlam yüklenmiştir. Ayrıca bu enfes sahnede İnes’in saç şeklini görenlerin Alfred Hitchcock’un Vertigo filminde Kim Novak’ın hayat verdiği karakterin saçlarını hatırlamaması mümkün değil. Sanırım Ade, büyük ustaya selam göndermek istemiş. İyi de yapmış bana kalırsa.