19.07.2016

O AN: White God

Fehér İsten

Köpekli Şehrin Trampetçisi

Macar yönetmen Kornél Mundruczó, geçen yıl tüm insanlığın yüzüne adeta tokat gibi çarpan bir film çekti. Doğanın en acımasız türü olan insanın çağlar boyu hem kendi türüne hem de diğer türlere yaptığı zulüm hep devam etmekte.  İşte Mundruczó’nun bu çarpıcı filmi de insanlığın köpek türüne yaptıklarını ve buna karşılık köpeklerin direnişini odağına almakta. Macaristan’da tıpkı Nazilere yakışacak bir kanun uygulanır. Bu kanuna göre safkan olmayan köpekleri evde beslemek yasaklanmıştır. Bu nedenle Lili adlı başrol oyuncumuz en yakın arkadaşı olan Hagen adlı köpeğinden babasının da aynı tavrından dolayı ayrılmak zorunda kalır. Ve ne yazık ki Hagen, gerek sokaklarda gerek barınaklarda zulüm görecektir tıpkı diğerleri gibi. Fakat bu faşist topluluğa karşı Hagen önderliğindeki köpeklerin intikam planları vardır. Hagen, zulüm gören tüm köpekleri arkasına alarak direnişe başlar. Tabii ki bu intikam planında onu sokağa atanlar da vardır.

Hagen ve arkadaşları soluğu Lili’nin karşısında alırlar. Büyük bir topluluk halinde ve fütursuzca ona doğru gelen köpeklerin hiç de dostane olmadığını anlayan Lili, oldukça tedirgin olur haliyle. Hagen’e ne kadar seslenmeye çalışsa da onun artık bambaşka biri olduğunu anlamakta geç kalmaz. Lakin asla iyilikten vazgeçmeyen Lili, babasının yine kaba kuvvetle halletmeye çalıştığı duruma tepki gösterir. Trompetini çıkararak çalmaya başlar.  Lili’nin trompetinden çıkan olağanüstü ses ilk başta Hagen olmak üzere tüm köpeklerin adeta ruhunu okşar. Duydukları bu sesin sahibinden onlara kötülük gelmeyeceğini anlayacak kadar akıllı ve güçlü ruhlara sahip canlılardır ne de olsa. İntikam duygusuyla yanıp tutuşan köpekler bir anda gevşeyerek kendilerini müziğin ritmine bırakırlar. Kendilerine bu nefis müziği icra edenin karşısında diz çökecek kadar da hürmetkâr canlılardır onlar. Lili de mini konserini tamamladıktan sonra onlara olan inancını tıpkı onlar gibi dile getirir. Fakat en etkileyici olanı Lili’nin babasının da buna katılması olsa gerek. Mundruczó’nun hayatınız boyunca görüp görebileceğiniz en mükemmel kareyi yarattığı o an donup kalır perdede. Masumiyetin, iyiliğin en güzel anlatıldığı o kare sadece sinema tarihine değil insanlığın hafızasına kazınacak türden değil de nedir?