30.05.2017

Peanuts Filmi: Eskide Bıraktığımız Gibi

Büyüklerin olmadığı bir dünya ve naif, utangaçlıklarla dolu bir evren hayal edin. Pek çok arkadaş ve kabına sığmayan bir hayal gücüyle de süsleyin bunu. Adını ise yıllar geçse de hala yüzü güldüren ve içinizi umut ile dolduran “Charlie Brown ve Çetesi” ya da onların koyduğu isimle “Snoopy ve Charlie Brown Peanuts Filmi” olarak belirleyin.

Hemen hemen üç kuşağın beğenisini kazanan animasyon dizinin, günümüze uyarlanan sinema filminde ana karakterimiz Charlie Brown ve onun macerası ile mahallesindeki arkadaşlarının bu maceraya eklemlenen koşturmacasına konuk oluyoruz. Geçmişten beri adım attığı her konuda başarısızlığı ve talihsizliği ile öne çıkan Brown, bu defa mahallesine yeni taşınan turuncu saçlı küçük kadına duyduğu aşkta şansını deniyor. Acaba Brown yıllardır süregelen bu talihsizliğindeki ilk kırılmayı yaşayacak mıdır? Bu soru bir kenarda şöyle dursun; filmin öyküleminde ana tema, ne bu talihsizlik üzerinden, ne de doksan dereceye yerleştirilen ve peşinden koşulması istenilen herhangi başat bir tem üzerinden ilerler. Temel olarak yerleştirilen tek şey çevresinde dönülmesi ve takip edilmesi zorunlu kılınan tatlı mı tatlı mahalle sakinleridir.

Çağın yahut zamanın getirdikleri mi yoksa dayattıkları mı olarak, nasıl ifade edeceğimizi bilemediğimiz yeni teknolojinin içine sıkıştırılan, sıkıştırılmaya çalışılan, bir anlamda nostaljik ve eskiye ait olan şeyler, çoğu kez keşke eskide bıraktığımız gibi kalsa yargısını hemen doğuruveriyor. Bunun örneğini çokça yaşadığımız şu günlerde, sanki her şey yeniye adım atana adapte olmalıymış gibi bir yanılgı beliriyor. Çünkü; ayak uyduramaz ise kabul görmeyeceği kanaati, şu saydıklarımız içinde temele en sağlam basan faktörlerden biri. Bunun son örneği olarak sayabileceğimiz Snoopy ve Charlie Brown Peanuts Filmi, iştahla oturan bizleri, hüsranlı bir bekleyişe sokuveriyor. Umudumuzu o bilindik gerçeklikle birlikte daha en başta büyük bir hızla kaybediyoruz. Bu kaybetmişlik duygusu, filmin içeriği değil; filme çatı olan tekniğin ne kadar kotarılmaya çalışılsa da eğreti durduğuna vakıf olduğumuz zemini. “Gözün anatomisine ters bu” diye hipotezini öne çıkaran 3D karalamalarından ziyade bahsettiğimiz, bu film ve türevi hikâyeler için bu teknolojiye neden ihtiyaç duyulduğu. Cevabını tatmin eşiğinin çok uzaklarında bulduğumuz sorunun bırakalım cevabını, uzaktan yakından bu soruya ilişmeyen bir tarafı var. Her ne kadar daha canlı, daha teknolojik ve daha masalsı gibi görünse de; gözümüz o eski fıstıkların daha içten çizgilerini arıyor.