24.08.2022

Viceroy’s House | Berlinale

 Mert Tanöz

Bugüne dek bizlere hep Gandhi’nin başarısı, Hindistan’ı nasıl özgürlüğe ulaştırdığı anlatılmıştı. Viceroy’s House ise bizlere hikâyenin bilinmeyen kısmını, Gandhi sonrasında Hindistan’ın nasıl bölündüğünü ve bu bölünme sırasında nelerin yaşandığını; Hindistan’daki son İngiliz valinin malikanesinden, onun penceresinden gösteriyor.

Daha sonradan Hindistan’ı ikiye bölen Mountbatter planının sahibi olarak hatırlanacak Dickie Mountbatter, Gandhi’nin yoğun çabaları sayesinde Hindistan’dan elini çekme kararını alan İngiliz Krallığı’nın atadığı son vali olarak gelir. Hindistan topraklarına kızı ve eşi Edwina ile bağımsızlığına kavuşacak olan Hindistan’da bir amaç taşımaksızın, yalnızca resmiyetten dolayı bulunan Mountbatter ailesi yine de bu kısa ziyaretleri boyunca Hindistan’a, Hindistan halkına faydalı olmaya karar verir.

Bir yandan Hindistan’ın bağımsızlaşma sürecini hızlandırmaya çalışan Dickie, diğer yandan ise kanlı bıçaklı olan Müslümanların temsilcisi Jinnah ile Hinduların temsilcisi Nehru arasında bir anlaşması sağlanması için de uğraşır. Zira Hindistan’da her ne kadar resmiyetten dolayı bulunuyor da olsa Dickie’nin temel amacı Hindistan’ın geleceğine dair alınacak önemli karar tartışılırken oturuma yönetmek ve İngiltere’den bağımsız ayakta kalabilecek bir gelecek bırakmaktır.

Yeni vali ve ailesinin gelişi öncesi yapılan son hazırlıklarla başlayan filmin ilk sahnesinden itibaren yaklaşan bağımsızlık gerçeğinin heyecanını görüyoruz görkemli malikanenin hemen her köşesinde. Kapıdaki bekçilerden mutfaktaki aşçılara, hizmetçilerden malikanede bulunan İngilizlere kadar herkeste gösteriyor bu heyecan kendini. Zira üç yüz yıllık İngiliz egemenliğinin sonu yavaş yavaş geliyor. Lakin Mountbatter’ın gelişi ve malikane içinde bağımsızlaşma süreci için çalışmaların başlamasıyla Gandhi’nin izinden Hindistan halkında bir bölünme başlıyor. Zira Jinnah önderliğindeki Müslümanlar, üç yüz yıllık İngiliz egemenliğinin ardından gelecek Hindu egemenliğini kabul etmiyor, daha fazla azınlık konumunda olmayacakları, kendi kaderlerini kendi belirleyecekleri bir Pakistan hayalinin peşinden gitmeye başlıyor. Ve ölümlerin, kavga ve dövüşlerin henüz bittiği Hindistan’da yeniden bir hareketlenme yaşanıyor.

Pakistan  hayali kuran Müslümanları, Hintliler vatan haini olarak tanımlıyor ve bağımsızlık için saflarda yan yana duran, birlikte sevinip birlikte ağlayan bu iki grup kanlı bıçaklı oluveriyor. Sonunda ise aynı Churchill’in planladığı gibi Pakistan hayali gerçek oluyor.

Hindistan’ın bölünme sürecini, Hindu ve Müslüman cepheler arasındaki ilişkiyi İngiliz hakimiyetinin, disiplininin sürdüğü tarafsız bölgede işleyen Viceroy’s House bütün bunlara ek olarak da sokaktaki hayatı, malikanede tartışılan konunun sokaktaki yansımasını da Aalia adlı Müslüman bir kız ile Jeet adlı Hint erkeğin aşkı üzerinden anlatıyor. Lord Mountbatten rolünde Downton Abbey’de Robert Crawley rolünde izlediğimiz Hugh Bonneville’in yer aldığı film bölünme sürecinin şiddetini tüm çıplaklığıyla ele almamasına karşın sürükleyici bir hikaye ve Hindistan’ın yeterince bilinmeyen tarafına dikkat çekiyor.