03.12.2016
En Sevdiğim Godard
Gökşen Aydemir
Masculin Féminin / Erkek Dişi (1966)
Godard’ın en sevdiğim filmlerinden olan Masculin Féminin, kişisel hikayemde özel bir yere oturuyor. Yıllar önce kütüphanede okuduğum bir Yavuzer Çetinkaya makalesinde bu filmden bahsediliyordu. Filmi çok merak ediyordum ama bir türlü bulamıyordum. 1990’lı yılların sonlarıydı, dvd teknolojisi yeni yeni giriyordu, daha çok vcd ‘lerden kült filmleri izliyordum. Ama bir türlü Erkek- Dişi’yi bulamıyordum. Bu filmi seyretme hikayem belki filmi izleme eylemimden daha çok film olurdu. Tesadüfen bir dvd ‘ci bulduğum tarih ise çok manidardı. Şubat 2001’de buldum filmi. Türkiye büyük bir ekonomik krizden geçiyordu. Taze bir iktisat öğrencisiydim. Yaşananlara anlam veremez şekilde bankadan babamın yolladığı harçlığı çekemememin hüznünü yaşıyordum. Çünkü hiçbir banka ödeme yapmıyordu. Kapitalizm krizleriyle büyüyordu. Ben 19 yaşımdaydım. Kadın olmayı öğrendiğim (bence öğrenir, kadın doğulmaz , kadın olunur. Tamamen biyolojik cinsiyet olan kadın’dan bağımsız düşünüyorum) feminist bilince erdiğim günlerdi. İktidarları, onların beden politikalarını anlamlandırdığım… Erkekliğin ağır yükününde idrakini yaşadığım dönemlerdi.
Godard’ın ilk dönem filmlerinden olan Masculin Féminin, politik filmlerinin de habercisi gibiydi. 1960’ların Fransasında kapitalizm ve sosyalizm arasına sıkışmış gençlik üzerine çarpıcı bir filmdi. Her şeyin karşıtıyla anlamlandığı dünyada Madeleine kadar kapitalizmse, Paul de o kadar sosyalizm demekti. Karşıt cinsiyetten iki birey aynı zamanda farklı ideoloji, farklı yaşama tarzı, farklı cinsellik demekti. Birbirinin karşıtı olan her şeyin diyalektizm potasında eridiği şu alemde Madeleine ve Paul da aslında aynı kişiydi; temsil ettikleri şeyler de değişerek, dönüşerek aynı şeye dönüşüyordu. Çünkü katı olan her şey buharlaşıyordu. Yeni Dalga zaten benim için biçimsel olarak yepyeni bir deneyimdi. Stüdyo filmlerimlerinden farklı olarak, sokaklara ve kafelere taşan çekimler, gerçekçi diyaloglar, omuz kamerası , yarım yüzler vs. beni çok etkilemişti. Dünyada tüm maddi değerler aslında aynıydı ve eklektikti. Filmi önce çok sevmiş, sonra kendimi sorgulayınca uzaklaşmıştım. Yıllar sonra anladım Godard’ın orada seyirciyi yabancılaştırarak uzaklaştırdığını. Filmi izledim. Zihnimde onlarca soru vardı. Evden çıktım , İstiklal’de yürüdüm. Bankalar halen para vermiyordu. Tüm cadde hazır yemek satan dükkanlarla doluydu, her yerde o gazlı içecek reklamı vardı. Ben daha soylulaştırılmamış İstiklal’de yürüyordum. Bugün çok özlediğim kapısı sokağa açılan sinemalarımız ordaydı. Alkazar sinemasının önüne geldim ve bir hayale daldım… Hayalin adı: Masculin Féminin/ Erkek-Dişi’ydi.
