29.12.2016

En Sevdiğim Müzikal

 

Tuba BÜDÜŞ

Dancer in The Dark

2000, Lars Von Trier

Lars Von Trier‘in kariyerinin en önemli filmlerinden olan Dancer in The Dark, 140 dakikalık etkili bir dramdır. Fakat Trier gibi sinemanın klasik kodlarıyla her daim oynayan bir isimden elbette sıradan bir dram filmi beklemek saflık olur değil mi? Trier, Hollywood geleceğinden gelen umut dolu, mutlu sonlu, tabiri caizse her bir yanından gülücükler çıkan bir müzikal değil de seyirciyi çıkışsızlığı, çaresizliği ve sertliğiyle şaşkına çeviren bir müzikale imza atar. Aslında bu radikal seçim, biz seyirciler için yürek kaldırmayacak denli sert filmi izleyebilmemizi sağlar.

Kendi makus kaderini artık bir tarafa bırakıp çocuğunun geleceği adına çırpınan Selma’nın (Björk) her defasında tökezlemesi kolumuzu kanadımızı kıracakken Selma’dan dinlediğimiz şarkılar ve onun karanlık dünyasında kurduğu hayallerin görüntüsü, hislerimizi adeta afallatır. Evet gözleri neredeyse hiç görmeyen, oğluna da aynı musibeti genleriyle taşımış, hayatta hep kendi kalesine gol yemiş ama oğlunun hayatını ve gözlerini garantiye alana kadar asla mücadeleden kaçmayan bir kadının bu lanet olası hayata verdiği molalardır filmin müzikal kısımları. Trier, umutsuz sahnelerin hemen ardından içimize umut dolduran sahneleri ard arda vererek muhteşem bir çatışma kurar. Tıpkı hayat gibi… Bir bakarsın ağlarken kahkahayı basmaya başlamışsın. Hayat işte…

Trier’in bu bambaşka filminde birileriyle uğraşmamasını, bir kurumu ya da ülkeyi eleştirmemesini beklemeyiz değil mi? Yukarıda bahsettiğimiz tüm meziyetlerin üzerine bir de bir şehir efsanesi olan Amerikan rüyasının da ne kadar koca bir yalan olduğunu her fırsatta dillendirir. Çıkış yolu bulmak için Amerika’ya gelen Selma’nın yaşadıkları üzerinden, devlet kurumlarından, devleti temsil eden resmî görevlilere kadar herkesi yaptıkları ahlaksızlıklar, umursamazlıklarıyla yerden yere vurur Trier. Üstelik bunu öyle seyircinin kafasına dikte ederek falan da yapmaz. Öylesine doğal, öylesine akışında gerçekleştirir her şeyi.

Tapılası bir yönetmen Trier’in tartışmasız en büyük başyapıtlarından biri olan film; oyunculukları, müzikleri, çatışması ve daha nice nice meziyetiyle apayrı bir yerde durur benim için.