21.12.2016
Kötü Filmler
Zekican SARISOY
I Am Michael
Homoseksüel olduğumuz için kapının arkasına saklanmayı zorunlu kılan bir film I Am Michael. Utanmak kavramını acımasızca dile getiriyor Justin Kelly; öyle ki film boyunca “neden?” sorusunu havadan indirmemize de hiç mi hiç izin vermiyor. Kimilerince filmin daha evvel anlatılmamış bir şeylere sırtını yasladığı gerçeği ya da James Franco & Zachary Quinto ikilisinin isimleri üzerinden filmin olurunu yükseltmek, filmi kotarmaya ve o “olur” mertebesini vermeye yetmiyor. Film öyküsünün sığındığı bir diğer nokta olan öyküyü geçmişten gelen bir takım şeyleri ters-yüz ederek sunma hali ise tek bir noktaya temas etmekten öte değil: Sorgulamaktan geri duramadığımız yönetmen ahlakı!
https://www.youtube.com/watch?v=aK3eer22Pbs
The Tourist
Bir kadının sinemada nasıl tüketileceğinin güzel bir tarifi “The Tourist”. Güzel ve alımlı ikon olarak sunulan Hollywood kadınları arasında hakkı yenilmez bir yeri var “Angelina Jolie”nin. Filmsel öykünün sunduğu dinamiklerin fazlaca kestirilebilir olduğu klişeler ise bu tarifte Jolie’nin tuzu, biberi gibi. Erkekler tarafından arzulanan bir kadın olan Elise (Angelina Jolie)’in arzu nesnesi olması bir kenara, olayların her daim tetikleyicisi olması ise filme dair kör göze parmak sokulan taraflardan. Filmin yine star isimler dediğimiz isimler üzerinden kotarılmak üzere yerleştirilen imajları ise kötücül olan bu filmin katmanları arasında yeni değil, döngü haline gelmiş bir neden-sonuç ilişkisi yaratıyor.
Plajda
İsimler için kara leke diyebileceğimiz oyunculuk geçmişlerinden karanın da karası bir yere sahip yönetmen Murat Şeker’in “Plajda”sı. Başrollerinde Sarp Apak ve Gürgen Öz’ü izlediğimiz film için inanalım ki bu iki oyuncunun ve yönetmenin mizah anlayışları geride bıraktığımız şu sekiz sene içinde değişmiş olsun. Ancak geldiğimiz şu noktada bu senaryo ve filme “evet!” diyen oyuncular bir kenara, yönetmenin filmleri arasında şöyle kısa bir tur attığımızda pek de bir şeylerin değiştiğini söylemek zor. Dezavantajlı gruplar üzerinden kurulan tiksinç mizah anlayışı ve kendi içinde geçirdiği rasyonalize etme hali en başta bu insanların sinema kavramından, sonrasında ise toplum merkezli konumlanışlarından ciddi bir korku hali sunuyor.
Recep İvedik
Türkiye sinemasını ikiye bölecek olsak, toplumun dramından beslenen Çetin sineması ilk kuşağı oluştururken, sanırız toplumun sapkın duygularından beslenen Togan & Şahan Gökbakar ikilisi ise ikinci kuşağı fazlasıyla doldurur. Sinemadan ve bir filmden, filmsel öyküden, karakterlerden nasıl “ürperti” duyacağımızın bir resmi onların ki. Yalnız bu ürpertiyi yaratan sadece bu malzemeleri hamur haline getiren ve pişiren film ekibi değil, bunun izler kitlesi konumundaki seyirciler paydanın daha büyük parçasını almaya aday. Görevin ve misyonun yerinde olduğunu anlamak için Recep İvedik serisinin olduğu bir salonda seyirciler arasında şöyle kısa bir tur atmanız yeterli. Aşağılayan, toplumsal ayrımcılığı pozitifleştiren, erkek egemen zihniyeti fütursuzca kusan, temizliği ise size bırakan filmin mizah ölçütleri her yeni coğrafyada hız kesmeden büyüyen bir kasırga gibi.
Hep Yek
Taciz, tecavüz, ötekileştirme, kötü duygular ve bunların gülünç halleri bu filmin anahtar kelimeleri arasında. Eğer ki sinir bozmak istiyorsanız “Hep Yek” size göre. Fazla bir şey karalamaya gerek yok. Bir film sizi sinema bağlamı ve aşağılık duygularla nasıl evirir, çevirir bunun en güzel örneği!
https://www.youtube.com/watch?v=FpIEh7SfQWE