21.12.2016
Kötü Filmler
Haktan Kaan İÇEL
Poultrygeist: Night of the Chicken Dead
Lloyd Kaufman’ın 2006 yılında kotardığı Poultrygeist: Night of the Chicken Dead, korku filmi imgelerini parodileştirip müzikal olarak seyircisine sunuyor. Ancak parodinin dahi aşırı ağdalısı ve kötü esprilere bel bağlayan versiyonları insanın tahammül sınırlarını zorlayan bir yapaylıkta gerçekleştirildiğinde, kötülüğün diplerine demir atmalarına neden olabiliyor. Ucuz efektlerin filmin her noktasında kendini hissettirdiğini düşünürsek, oyunculukların ilkokul yıl sonu gösterisinden daha kötü olduğu bir film pekala kötüler listesinde yerini alabilir. Tabii film korku – komedi olarak bile dayanılmazken, ona bir de müzikal kılıfı geçirildiğinde en kötü kabuslarınızda yaşadığınız sıkıcılığı hissedebiliyorsunuz. Film kendince eleştiri yapmak isterken, bir anda eleştiri malzemesine dönüşüyorsa kötülüğünden dersler alması gerekir. Bu film de öyle kötü işte…
https://www.youtube.com/watch?v=7KQCX0zNdyc
Sharknado
Sinemada trash filmler diye adlandırdığımız filmler var. Genelde ucuz olmalarına rağmen kimileri yaratıcı fikirleriyle dikkat çekerek zamanla kültleşen işlere dönüşüyorlar. Ancak Sharknado, kötülükte sınırları zorlayan bir film olmasıyla aklınıza kazınan bir ura dönüşüyor. Aslında bir televizyon filmi olmasına rağmen, televizyon filmlerindeki kötü işçiliğin sınırlarını zorlayarak izleyicilere adeta işkence eden bir filme dönüşüyor. Köpek balığı sürüsünün doğal felaket hortuma kapılıp şehre uçarak saldırmasını konu edinen film, bilgisayar oyunundan hallice efektleri ve eski dizi oyuncuların leş performanslarıyla eğlencelik olarak düşünülen ama bir dakikasında bile o duyguyu yaşatmayan bir film olarak dikkat çekiyor. Hatta yapımcıların filmin dört tane daha devam filmini çekerek izleyici kesimi tarafından iyi beddua aldığını söyleyebiliriz.
In the Name of the King: A Dungeon Siege Tale
Tüm zamanların en kötü yönetmenlerinden biri olarak ünlenen Uwe Boll, şanına yakışır kötülükte ürettiği In The Name of the King, adeta hiç bitmeyen bir film formunda seyircinin kabusu olmayı başaran filmlerden biri diyebiliriz. 127 dakikalık süresini yaklaşık on gün gibi hissettiren film, sinemadan anlamayan sıradan bir insanın kotardığı bir filmi andırıyor. Neredeyse olabilecek tüm klişeleri kullanan sözde dönem filmi, türün sevenlerini istismar etmek üzerine kurulu uzak durulması gereken yapımlardan biri denilebilir. Kadrosunda aksiyon yıldızlarından Jason Statham, kült oyunculardan Ron Pearlman, eski kurtlar Ray Liotta ve Burt Reynolds, bir dönemin gözde oyuncularından Claire Forlani, Kristanna Loken ve Leelee Sobieski bulundurmasına rağmen, bu oyuncuların en kötü performanslarına şahitlik yapmak sizin elinizde denilebilir. Belli ki bu projeye para için girdikleri gün gibi ortada. Tabii bu kadar kötü bir film olmasına rağmen Uwe Boll tüm yüzsüzlüğüyle, iki devam filmi daha çekerek kötülüğün doruklarına çıkmayı ihmal etmedi.
Left Behind
Kariyeri çöküşteki oyunculara baktığımızda son yıllarda akıllara ilk gelen isimlerden biri Nicolas Cage olacaktır. Oscar’ı kucakladıktan sonra üst üste iyi projelerle gündeme geldikten sonra aniden dibe doğru sürüklenmeye başladı. Left Behind da bu dipteki filmlerden biri denilebilir. Filmin içinde barındırdığı klişe sahneler, yapmacık oyunculuklar ve yakılması gereken bir senaryosu filmin kötüler listesinde yer kapmasına neden oluyor. Razzie ödüllerinde de kaptığı adaylıklarla kötülüğünü tescil eden film, izlerken nefret edeceğiniz tüm özellikleri taşıyor.
Jack and Jill
Kötü film denilince ilk akla gelen oyunculardan biri de Adam Sandler… Neredeyse her sene bir çöp komediyi piyasaya sürerek bel altı mizahının suyunu çıkartarak yoluna devam ediyor. Ancak ortaya çıkan bu filmler arasında en çok öne çıkan filmi “Jack and Jill” oluyor. Adam Sandler’ın kadın ve erkek olmak üzere iki karakteri canlandırdığı yapım, bilhassa Al Pacino’nun ömrü hayatı boyunca sergilediği en kötü performansı içinde barındırıyor. Komedi yapmak isterken, sulu mizahın nefret edilesi seviyesine ulaşan yapım, Adam Sandler’ın kendi kendine kavga ettiği sahnelerle şizofrenik bir hal alıyor. Filmi izledikten sonra kötü bulduğunuz çoğu filme haksızlık ettiğinizi düşünüyorsunuz. Çünkü her zaman kötünün kötüsü vardır!
