13.07.2021

Pandemiyi Unutturacak 25 Eğlenceli Tatil Filmi

Hotel Transylvania 3: Summer Vacation

Animasyonları izlemek, içeriği ne olursa olsun, her daim eğlencelidir. Renklerin büyüsüne kapılmak, çizim olduklarını bildiğimiz halde kanlı canlı insanlar kadar inandırıcı olan kahramanlarla birlikte gülmek, ağlamak, eğlenmek… Hotel Transylvania serisi, canavarlar ile insanlar arasında geçen mücadelenin kadim öyküsünü sunan bir seri. İnsanın kendi türünden olmayana yaşam hakkı vermemesi de bu serinin temel eleştirisi. O yüzden başkahramanımız Dracula (ya da torununun ve arkadaşlarının ona seslendiği üzere Drac) ve kızının, insanlarla kurdukları ilişkiler, kötü tarafın çoğunlukla insanlar olduğunu gösteriyor bize. Serinin üçüncü filmi de aynı eksende dönüyor aslında, insanların ve canavarların aslında hiç de birbirinden farklı olmadığı ve birlikte yaşayabilecekleri kabulü… Bu kez bir tatil de kahramanlarımızın birbirleri hakkındaki keşiflerine eşlik ediyor, tatil farklı hisleri ortaya çıkarmakta dönüştürücü bir rol oynuyor. Yıllardır tıkılı kaldığı otelinden kızı tarafından tatile götürülmek yoluyla ayrılan Drac, hem arkadaşlarıyla iyi vakit geçiriyor hem de zinkleniyor –insan dilinde âşık olmak yani- Peki kime zinkleniyor dersiniz? Tabiî ki yıllardır Dracula’yı öldürmeye çalışan Van Helsing’in torununun torunu Ericka’ya…

Seçil TOPRAK

https://www.youtube.com/watch?v=SDKETAyvi0g

Ibiza

Ibiza keyifli hikâyesiyle, güzel müzikler eşliğinde iflah olmaz romantikler için ideal bir romantik komedi filmi. New York’ta yaşayan Harper (Gillian Jacobs) iş gezisi için Barcelona’ya gider. Onunla birlikte gelen iki yakın arkadaşı ile Barcelona’da bir gece kulübüne eğlenmeye giderler. Harper orada DJ’lik yapan Leo (Richard Madden) ile tanışır birbirlerinden çok etkilenirler. Sonrasında Leo Harper’ı Ibiza’da DJ’lik yapacağı bir başka partiye davet eder. Böylece Harper’ın Ibiza macerası başlar.

Simla GÜRAN

In Bruges

Ray ve Ken yanlış giden bir öldürme işi sonrasında patronları Harry tarafından Belçika’daki tarihi bir kasaba olan Brugge’a yollanırlar, farklı karakterlere sahip olan bu iki ortak, şehre bambaşka noktadan bakarlar. Tarih kokan bu yerde yaşadıkları bu eğlenceli yolculuk çoğunlukla güldürse de Ray’in yaptığı yanlışın yükü onu karmaşık bir duruma sokacaktır.

Ken için Brugge tam anlamıyla mükemmel bir yerdir. Tarih kokan bu şehri fazlasıyla sevip, etrafta dolaşırken keyif almaktadır. Diğer yandan Ray için bu şehir tam anlamıyla cehennemdir. Tarihi gezileri seven biri olmadığı için etrafta farklı aktiviteler yapacağı yerler arar, ne kadar dile getirmese de şehri sevmemesinin sebeplerinden biri yaptığı büyük yanlışlığı içsel olarak atlatamamasıdır. Durum böyle olunca insan olarak en büyük ve en saçma koruma refleksimiz olan hayatımızın gidişatındaki yanlışları bir objeyi, şehri veya kişiyi suçlayarak bir nevi yükü omzumuzdan atmaya odaklanırız. Ray ve Ken’in eğlenceli hikâyesini bu bağlamda izleyerek şehrin garip havasını Ray’in içsel sıkıntılarıyla bağdaştırabiliriz. Kara mizah severler için fazlasıyla tatmin edici bir film olan In Bruges, sıkılmadan tekrar tekrar izleyebileceğiniz tatil konulu filmlerden biri.

Batuhan İZMİRLİ