18.01.2017

Yönetmen Koltuğu: Claire Denis

3) L’intrus (Davetsiz) – 2004

Bir kadın olarak asla hem cinsleri gibi kadınların hikâyelerine odaklanmayı düşünmeyen Denis, aksine daha çok erkek karakterlerin hayatlarına çevirmiştir kamerasını. İşte L’intrus da bunlardan biridir. Geçmişine güya sünger çekerek, Jura Dağlarında, köpekleriyle yalnız ve sorunsuz bir hayat yaşayan Louis, rafa kaldırdığı geçmişine tekrar uzanmak ister. Zira geçmişinde arkasında bıraktığı bir oğlu vardır. Ve onunla tanışma isteğinden kendini geri alamaz. Ve bu uğurda sorunsuz hayatından, köpeklerinden, bir diğer oğlundan vazgeçmeyi göze alır. Üstelik bu zorlu yola çıkarken kendisini daha uzun süre idare edecek bir kalp nakli bile yaptırmaktan geri durmaz. Elbette tamamen yasa dışı yollardan yaptıracağı bir kalp naklidir bu.

Böylece Denis, bizleri Jura Dağlarından Kore’ye oradan da Haiti’ye bir yolculuğa çıkaracaktır Louis’in arkasından. Hemen belirtmem gerekir ki bu yolculuk, seyirci için pek de zevkli olmaz. Zira Denis’in bizi arkasından koşturduğu Louis, pek de özdeşlik kurup, sevebileceğimiz bir karakter değildir. Üstüne üstlük fazlasıyla rahatsız edici, sıkıcı ve sevimsizdir. Ama Denis’i bilen bir seyirci olarak zaten onun özellikle de bunu yapmaya çalıştığını bilerek izlersek asıl amacının ne olduğunu sorgulayarak, filmin özünü alabiliriz.

R.L. Stevenson‘ın, Güney Pasifik adaları hakkındaki yazılarından esinlenerek hayat bulan L’intrus, yönetmenin parçalı kurgusuna alışık olanları bile zorlayacak bir kurguya, kasvetli görüntülere, gerçek ile rüyanın iç içe girdiği bir dünyaya bizleri davet etmekte. Ben iddialı bir izleyiciyim diyenleri bir adım öne alalım o zaman.