03.06.2017

!f İstanbul’da Bu Filmleri Kaçırmayın

Zekican Sarısoy

Sparrows

Bu yıl !f İstanbul’un benim için yerinde duramadığım ve heyecanım avuçlarımda beklediğim filmlerinden biri yönetmen Rúnar Rúnarsson’in dört yıl aradan sonra benim gibi aşıklıları için kameranın arkasına yeniden geçtiği “Þrestir”.

Beş yıl evvel “Eldfjall (2011)” ile izleyicilerine yeni bir soluk getirmenin vaadiyle sokulan yönetmen, ironi ve benzeşimlerin ikili diyalektikte değil yekpare yaşadığımız evrende zaten hali hazırda bir bütünlük içerisinde olduğunu solutan hikâyeci tavrı ile yeni bir İzlanda masalının peşinden koşmayı zorunlu kılıyor.

Janis: Little Girl Blue

Son dönemde oldukça artan bir hızda ancak bu hıza yine aynı paralellikte iyi anlatımdan düşük puan almadan çekilen “müzik ikonlarının serüvenleri” isimli çalışmalardan biri “Janis: Little Girl Blue”.

Başta 72. Venedik Film Festivali ve 2015 Toronto olmak üzere pek çok festivalin programına dahil olan ve takibi hiç bırakmadığım biyografik filmi !f İstanbul programında yuvarlak içine almak elzem. Filmin anlatıcılığını üstlenen Cat Power bir yana sadece müzik yahut blues değil; Janis’in bir şeyleri değiştirmek için aşkla koştuğunu bildiğimiz, hissettiğimiz şarkıları ve ikonik kadının ikon olmaktan yorulan hali sevenleri için yeterli merak unsuru değil mi?

Mænd Og Høns (Men and Chicken)

O tuhaf bir adam. Absürd yaklaşımlarını cesurca ve hiç çekinmeden tabuları sadece kırmayan, paramparça eden tavrıyla kadrajında her daim hissedeceğiniz görünmez bir adam Anders Thomas Jensen.

Bu sene !f İstanbul’un en sevdiğim bölümlerinden “Oyun”un programında karşımıza çıkan yeni filmi “Mænd Og Høns” ile Jensen o pek aşina olduğumuz mizahını yine bir şeyleri tuzla buz etmek için kullanacağa benziyor. Önceki filmlerinden (“Adam’s Apples”, “De Grønne Slagtere”) öğrendiğimiz o çok klişe olan ama güldürürken düşündüren kavramları ustalıkla öykülere işleyen ismi kenara kıyıya not etmekte fayda var.

#direnayol

Bir başka sevdiğim !f İstanbul bölümü Gökkuşağı, sadece belli literatürlere mal olmuş yılın öne çıkan kuir filmleriyle değil, tıpkı genel anlamda tüm programa işleyen kenarda kıyıda kalan ve oldukça iyi, sadece fazlaca reklamı yapılmamış filmleri bölümüne taşıyor. İşte #direnayol bunlardan biri. Aralarında geçtiğimiz yıl hüzünle uğurladığımız ve çok sevdiğimiz aktivist isim Boysan Yakar’ında olduğu belgesel geçtiğimiz yıl bir öncekine nazaran hiç de mutlu ayrılmadığımız 2013 İstanbul Pride’ı, evvelinde o büyük oluşumu, sonrasında yaşanan bıçağın ters yüzünü perdeye taşıyor. Direnirken görmek ve öğrenmek adına #direnayol perdeden ışığın fazlaca kırılarak yansıyacağı bir deneyim heyecanı; aynı zamanda renkli bir merak unsuru.

Diren Ayol

Iris

Efsanelerin çarpışması yahut köşeyi dönünce karşılaşacağı noktası için bu filmi yazsak yersiz değil. Pek sevdiğim Iris, onun o renkli ve ruh halini fazlaca yansıtan benliği ve pop moda akımının patlattığı flaşlara nazaran onun güneşle dans eden tavrı. Hani efsane iki isim dedik ya, kadrajın efsanesi Albert Maysles ile bu tatlı kadının buluşması işte bunu özetler nitelikte. Iris’i yeniden okumak ve fare deliğinden usulca içeri girmek adına…