01.06.2017

33. İstanbul Film Festivali’nde Hangi Filmleri İzledik?

The Grand Budapest Hotel

‘Grand Budapest Hotel’i; ‘dünyanın en güzel oyuncakçı dükkânı’ diye nitelendirsek ve adına ‘Wes’in Dünyası’ desek yeridir. Filmin içindeki görsel unsurlar o kadar zengin ki; ancak birkaç kez izlenirse, tüm detaylar yakalanabilir. Wes Anderson hem polisiye bir komedi çekmiş hem fantastik bir macera hem de büyükler için ‘çocuk filmi’.  Anderson dehası, kendi filmine şapka çıkarttırırken, aynı zamanda izleyiciyi pek çok filme getirip götürüyor. Tüm bu çağrışımlara, atlamalı zıplamalı senaryo bükümlerine, neredeyse her karede karşılaştığımız tiyatrovâri çekimlere ve karikatürize kimliklere rağmen; Grand Budapest Hotel, son derece ‘nev’i şahsına münhasır’ bir film.

İnci Tulpar

Filmin eleştirisini okumak için tıklayın

Life of Riley

Maalesef mart ayında kaybettiğimiz efsane yönetmen Alain Resnais’nin son filmi “Life of Riley”, Alan Ayckbourn’un aynı adlı tiyatro oyunundan uyarlama (fakat filmin orijinal ismi “Aimer, boire et chanter”). Bana kalırsa filmin en büyük sorunlarından biri de bu: bir sinema filmi değil de tiyatro oyunu izlediğimiz hissinden sıyrılamayışımız. Tabii bu, yönetmenin bilinçli tercihi. Dekor kullanımında ve sahne geçişlerinde ya da oyuncuların kimi zaman fazla teatralleşen performanslarında bu tercihlerin izini görmek mümkün. Bilhassa filmin başlarında gayet ilgi çekici oln dekorlar, film ilerledikçe ister istemez monotonlaşmaya başlıyor. Bir tiyatro oyunu için ideal gibi görünen olay örgüsü de bir noktadan sonra perdede biraz bayatlıyor. Her halükarda, Alain Resnais gibi bir efsanenin ortalamanın üzerindeki son filmini sinemada izleyebilmenin bir onur olduğu su götürmez.

Ozancan Demirışık

Diplomacy

Alman yönetmen Volker Schlöndorff’un – Cyril Gely’nin aynı adlı tiyatro eserinden- sinemaya aktardığı yeni filmi ‘Diplomasi’ işte bizi bu tarihi kararın alındığı geceye götürüyor. Paris’in askeri valisi general Von Choltitz ile İsveç konsolosu Rolf Nordling’in birbirlerini ikna için geçirdikleri uzun geceyi anlatan film, festivalin en sağlam temelli senaryoya sahip filmi olabilir. Kıvrak diyaloglarla işlenen bu tarihi hikayenin her şeyi tam olmuş, ne bir eksik, ne bir fazla.

Tolga Demir

Fransız – Alman ortak yapımı Diplomacy 24-25 Ağustos 1944 gecesi, Paris’in askeri valisi general Von Choltitz ile İsveç konsolosu Rolf Nordling’in birbirlerini ikna için geçirdikleri uzun geceyi anlatıyor. Sadece 2 oyuncunun karşılıklı diyalogları ile kurgulanan filmlerin seyirciyi yakalaması genellikle zor olsa da, gerek yönetmenin gerekse Niels Arestrup ve André Dussollier’in usta oyunculukları, perdeden bir an olsun gözünüzü ayırmanıza izin vermiyor. Gerçekte 10 gün süren pazarlıkların filmde tek bir geceye sığdırılması filmin sonunda bazı soru işaretleri bıraksa da, “Diplomcy” özellikle tarihi dramaları seven için birebir.

Pınar Civan

Filmin eleştirisini okumak için tıklayın

Miss Violence

Yunanistan yapımı ‘Miss Violance’, 11 yaşındaki Angeliki’nin kendi doğumgününde neden gülümseyerek pencereden atlayıp intihar ettiğini ve ailesinin neden kızlarını çabucak unutmayı tercih ettiğini anlamaya çalışıyor. Konuşulması zor konular üstüne film yapmak en saygı duyduğum tavırlardan bir tanesi. Miss Violence (Şiddet Güzeli) bunu çok ustaca bir şekilde yapıyor. Hikayeye çok uygun olarak kendi gizemini filmin ortasına kadar koruyor. Ardından ise yumruğu bozağınıza oturtuyor. Kamera açılarından, kurgusuna kadar filmin her yerinden ustalık akıyor. Tabi böyle konuları bu kadar ustaca, her anını kavrayarak izlemekse ayrıca sinir bozuyor.

Tolga Demir

Yunan yönetmen Alexandros Avranas’ın ikinci uzun metrajı “Miss Violence” hakkında söylenecek çok şey var. Belki de bunlardan en önemlisi, bilindik hatta biraz bayatlamış bir konuyu perdeye ustalıkla aktararak yeniden etkileyici bir hale getirebilmesi. Ekonomik sıkıntılardan dolayı çatırdayan aileleri beyazperdede pek çok defa seyrettik. Fakat Avranas’ın tansiyonu kademe kademe arttıran senaryosu ve bu senaryoya eşlik eden sinemasal tercihleri tabiri caizse turnayı gözünden vuruyor. On bir yaşındaki Angeliki’nin doğum gününde intihar edişiyle başlayan filmin geri kalanında aslında bu intiharın sebeplerini öğrenmeye başlıyoruz. Ailenin ahlaki ve psikolojik çöküşü başta üstü kapalı anlatılırken film ilerledikçe her şeyi şeffaflaşmaya başlıyor. Bu şeffaflığın herkese göre olmadığını söylemekte fayda var; sinirlerinizin fazlaca yıpranmasını istemiyorsanız “Miss Violence”ı pas geçmelisiniz.

Ozancan Demirışık

Claire Dolan

Amerikalı bağımsız senarist/yönetmen Lodge Kerrigan’ın 1998’de Cannes’da Altın Palmiye için yarışan filmi, insanoğlunun en temel güdülerinden yola çıkarak kentsel bir aşk hikâyesi anlatıyor. Kırkına merdiven dayamış, fahişelik yapan Claire’in bu yaşamdan kurtulmak ümidiyle tutunduğu hikaye 1998’de neyse 2014’de de o. Claire Dolan çok şey yaşamış, içine kapanık, hayattan tek bir dileği kalmış bir kadın hala. Özel bir seçkide gösterilen bu film, kendi değerinden bağımsız olarak festivalde kötü bir kopyayla gösteriliyor ya da ben kötü bir kopyaya denk geldim ama durum böyle olunca filmi izlemek pek keyifli olmuyor.

Tolga Demir

Concerning Violence

İsveç, Danimarka ve ABD ortak yapımı olan “Concerning Violence (Şiddete Dair)”, Marksist filozof ve psikyatr Frantz Fanon’un “Yeryüzünün Laneti” adlı kitabı temel alınarak, sömürgeciliği anlatan bir belgesel. Belgeselde 1960-70’lerde Afrika’daki sömürge kolonilerinin tekrar özgürleşme yolundaki mücadeleleri belgelere dayanılarak anlatılıyor. Belgeselin kaynağı ve anlattığı konu oldukça ilgi çekici, sömürgecilik sisteminin izleyiciler tarafından kavranılması da önemli fakat belgeselin ağır havası, görselliğin ikinci plana atılıp bilgi aktarmayı sözlü anlatıma dayalı yapması, filmi bir hayli sıkıcı kılıyor. Oysa bu kadar çarpıcı bir konu heyecanlı, ilgi çekici karelerle anlatılsaydı daha geniş kitlelere ulaşabilir ve daha akılda kalıcı olabilirdi.

Özlem Durmaz

12345