24.03.2017

İstanbul Film Festivali’nde Mutlaka İzlenmesi Gereken Filmler

Lady Macbeth

Aslen bir tiyatro yönetmeni olan William Oldroyd Nikolai Leskov‘un “Lady Macbeth of the Mtsensk” adlı novellasından uyarlanan Lady Macbeth’te, 19. yüzyılda orta yaşlı bir adamla zorla evlenmek zorunda bırakılan genç bir gelinin öyküsünü anlatıyor. Yurtdışında gösterildiği festivallerde övgülerle karşılanan bu “farklı” Lady Macbeth, İstanbul Film Festivali seyircisini de etkilemek için gün sayıyor.

Tümer Topal

Genç Karl Marx/ Der Junge Karl Marx

Dünya tarihinin iyi veya kötü en çok konuşulan düşünce adamı olmuştur Karl Marx. Sadece kendi döneminde etkin olmakla kalmamış, kendinden sonraki düşünce tarihinde de; bir çok durağın temellerini atmış olan isim olmuştur. İktisat, din, devlet, ahlak, düşünce biçimi ve daha bir çok konu hakkında söz söyleyebilecek kadar yetkin olan bu ismin gençlik dönemi, sinemaya taşınıyor. Taşıyanların Almanlar olması ise beklenti çıtasını biraz daha yukarılara bırakmamıza neden oluyor. Marx dahil olmak üzere, Heidegger, Adorno, Nietzsche, Hegel, Kant gibi daha bir çok ismin yetiştiricisi konumunda olan Alman milleti, şüphesiz onu en iyi anlatabilecek toplulukların da başında yer alıyor. Nitekim 2. Dünya Savaşı ile ilgili Amerikanvari çekilen o kadar film ve dizinin yanında, en iyi ürünü (tabii benim için) yine onlar sunmuştu, Annelerimiz ve Babalarımız dizisi. Bunun nedeni tabii ki de işin düşünce boyutuna hakim olmada ki becerileri ve sulu bir duygusallığa yaslanmamaları. Düşüncenin hakkını bu kadar iyi teslim eden bir millet olarak, Marx’ı anlatmadaki becerilerini görmek için; Der Junge Karl Marx şahane bir fırsat. Yönetmen koltuğunda, I am Not Your Negro (festival programına dahil) isimli belgesel tarzı filmiyle tanıdığımız Raoul Peck’in oturduğu filmin başrollerinde, August Diehl (Karl Marx) ve Stefan Konarske (Friedrich Engels) yer alıyor.

Yusuf Yetiş