31.08.2017

Oidipus Kompleksini Konu Alan 15 İyi Film

Harold and Maude (1971)

Hal Ashby’nin kült filmi, genç ve zengin Harold Chasen (Bud Cort) ve onun hayat ve yaşlanma korkusundan doğan ölüm saplantısını konu alıyor. Harold, Zamanını yabancıların cenazelerine giderek ve annesinin (Vivian Pickle) dikkatini çekebilmek için dramatik, sahte intiharlar düzenlemekle geçiriyor.

Harold, kendisi gibi tanımadığı kişilerin cenazelerine katılan Maude (Ruth Gordon) ile tanışır fakat Maude cenazelere ölümden korktuğu için değil, onunla barışık olduğu için katılıyordur. İkisini bir araya getiren obsesif yaşam biçimlerinden etraflarındaki herkesi rahatsız eden bir aşk doğar. Maude’un hayata karşı olan sevgisi Harold’un karanlık bakış açısıyla bir tezat oluşturur. Film Maude’un sekseninci doğum gününe kadar olan aşağı yukarı bir haftalık zaman dilimini anlatıyor olsa da ilişkilerinin hızı izleyiciye çok daha uzun bir zamanı anlatıyormuş gibi hissettirir.

Bu süreçte Harold’un annesi onu evlenebilmesi için çeşitli buluşmalara yollar fakat Harold her seferinde kızları kendisinden korkutarak kaçırmayı başarır. Annesine hissettirdiği kızgınlık, iğrenme ve utanç duyguları ve ona karşı gelme arzusu Maude’la yaşadığı ilişkinin birincil sebeplerinden olabilir.

Cat Stevens müzikleri ve Harold’un psikiyatristin bir jenerasyon atlamış olan aşırı Odipal kompleksi hakkındaki sürekli yorumları, filmin varoluşsal draması ve kara mizahını bütünleştiriyor.

 

Hallam Foe (2007)

Mister Foe olarak da bilinen film, boş zamanlarında ağaç evinden insanları gözetleyen ve devasa duvarını güzeller güzeli ölmüş annesinin fotoğraflarıyla donatmış Hallam Foe’yu konu alıyor.

Hallam’ın, sevimsiz üvey annesinin (Claire Forlani) kendi annesinin ölümünden bir şekilde sorumlu olduğuna inanıyor olması, birbirlerine olan nefretlerini güçlendirir. Bu nefret, birlikte olmaları sonucunda kafa karışıklığı, kızgınlık ve utanca dönüşür. Böylece Hallam büyüdüğü evi terk eder ve Edinburgh’a yerleşir.

Bir otelde bulaşıkçı olarak çalışmaya başlar, patronu ise annesinin aynısı olan Kate’dir (Sophie Myles). Hallam’ın Kate’i günlerce penceresinden izlemesi ve takip etmesinden sonra  aralarında yersiz arzular ve atlatılamamış kayıplar üzerine kurulu bir ilişki başlar. Özgüvensizliği ve asosyal doğası, hayatı biçimlenmeye başladıkça değişmeye başlar. Ancak üvey annesi Hallam’ı bulur ve annesinin kopyasını keşfeder.

Dikkat çekici müzikleri ve usulca her karakterin duygu ve düşüncelerini belli eden ayırt edici diyaloglarıyla film, Jamie Bell’in ustaca canlandırdığı karakterinin iç dünyasını izleyiciye sunuyor.

 

New York Stories, “Oedipus Wrecks” (1989)

Üç kısa filmden oluşan New York Stories antolojisinin ilk filmi “Life Lessons” Martin Scorsese, ikincisi “Life Without Zoë” Fracis Ford Coppola ve üçüncüsü “Oedipus Wrecks” Woody Allen tarafından yazılıp yönetilmiştir.

Çoğu Woody Allen filminde olduğu gibi olayların çoğunluğu terapistin ofisinde açığa çıkar. New Yorklu avukat Sheldon (Woody Allen), onu aşırı eleştiren ve baskıcı annesi hakkında şikayetlerini dile getiriyordur ve açıkça yok olmasını istediğini söyler.

Sorunları yeterli miktarda yemek yiyip yemediğinden kadın tercihlerine kadar uzanmaktadır özellikle nişanlısı, önceki evliliğinden çocuğu olan, yalnız anne Lisa’yken (Mia Farrow). Hepsinin bir sihirbazlık gösterisine gittiği gün, sihirbazın yok olma gösterisinin bir parçası olmak için annesi sahneye davet edilir ve kadın gerçekten yok olur.

Başta çok korkmasına rağmen, annesinin yokluğunun hayatının en zor ve utanç verici anlarının yok olmasını sağladığını fark eder ve hayatını daha rahat bir şekilde yaşamaya başlar. Ancak zamanla en absürt ve fantastik yerlerde annesini görmeye başlar.

Kendisine ve annesine yardımcı olsun diye Treva isimli bir medyuma (Julie Kavner) gitmeye başlar fakat kadına kısa sürede âşık olur. Treva’nın annesine çok benziyor oluşu ve annesi hakkındaki bastırılmış düşüncelerin Treva üzerinden erotik bir arzuya dönüşüyor oluşu onu çözüm yolunda anahtar bir öge haline getirir.

12345